Antik Kent Afrodisias'ta Modern Bir Yapıyla Karşılaşmak

İmran Satış Atar — Bursa Uludağ Üniversitesi

Arşivden: Serbest Mimar, Sayı 51 · 2024

PAYLAŞ

Geçen sayıda Esra Eken Güney’in Samsun-Akpınar (Ladik) Köy Enstitüsü gezisine eşlik ederek kırsalda bir modern yerleşkeyi gündemimize taşımıştık. Serimizin bu yazısında ise İmran Satış Atar ile beraber, bu sefer Denizli kırsalında Afrodisias Antik Kenti’nde bulunan iki modern yapıya, biri 1970’li yıllarda Erten Altaban tarafından tasarlanan ve 1979’da açılan Afrodisias Müzesi’ne ve 2007’de Cengiz Bektaş Mimarlık İşliği tarafından tasarlanan Afrodisias Müzesi Ek Binası-Sevgi Gönül Salonu’na uzanıyoruz. Satış Atar, hem antik kentin hem de ona eşlik eden modern yapıların dikkat çekici yönlerini bize moderni takdir etmeyi bilen bir mimar gözüyle aktarıyor. Bu yazı sayesinde, müze binasının depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle kapatıldığını ve müzeyle ilgili güçlendirme ya da yıkım kararının alınabileceğini öğrenmiş oluyoruz ve tehdit altındaki bir başka modern miras yapısını tespit etmiş oluyoruz. Umarız güçlendirme yönünde karar alınır. 

Pandemi sonrası kültürel rotaların yeniden canlandığı bu dönemde sizlerin de yolunuzu modern yapı ve yerleşkelere düşürmeniz ve dilerseniz bu yazı dizisinde ilgililerle paylaşmanız dileklerimizle.


Bölüm Editörü: Prof. Dr. Figen Kıvılcım Çorakbaş
Bursa Uludağ Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü

Resim 1. Ara Güler’in 1958 yılında Geyre Köyü’nde (Afrodisias) çektiği bir fotoğraf (Ara Güler, https://www.araguler.com.tr/tr/discoveries-turkey-photos.html).
Resim 2. Afrodisias Antik Kenti ve Geyre Köyü hava fotoğrafı, 2023 (Google Earth).

Afrodisias… Modern mimarlıktan bahsetmem gereken bu yazıya Aydın’ın Karacasu ilçesinde yer alan bir antik kentin ismiyle başladım, evet. Fakat metnin asıl konusunu modern bir yapı olan Afrodisias Müzesi oluşturacak. Afrodisias Müzesi 1977 yılında inşası tamamlanan ana bina ve 2007 yılında yapılan ek binadan oluşmakta. Pek çok kişinin bildiğini düşündüğüm bu antik kentin ismini elbette ben de duymuştum. Ama Afrodisias’ı gerçek anlamda ilk fark edişim, 2017 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kaydedilmesiyle olmuştu. Aynı tarihlerde fotoğrafa olan ilgim nedeniyle Ara Güler’in fotoğraflarıyla da yeni yeni tanışıyordum. Afrodisias’ın ve Ara Güler’in ismi yan yana gelince daha önce pek çok yerde anlatılmış olan müthiş bir karşılaşma hikayesiyle ben de tanışık hale gelmiştim. Bu hikayeyi anlatarak tekrara düşmek istemem ama kısaca söz etmek gerekirse, Ara Güler 1958 yılında Kemer Barajı’nın açılışı sebebiyle bulunduğu Aydın’ın Bozdoğan ilçesinden dönerken, yolunu kaybetmesi sonucu konaklamak için bir köye misafir oluyor. Geyre Köyü olduğunu öğrendiği bu yerleşim yerinde köy yaşamı ile iç içe geçmiş olan antik eserleri fotoğraflayarak dünya basınında Afrodisias’ın ilgi görmesini sağlıyor (Resim 1). Güler’in girişimiyle başlayan farkındalık Afrodisias’ın arkeolojik zenginliğinin arkeolog Kenan Erim önderliğinde gün yüzüne çıkmasını sağlamış. Bu ilginç karşılaşmaya dair bir şeyler okuyunca ve Güler’in 1958 tarihli fotoğraflarını görünce, “mutlaka gidilmeli” dediğim yerler listeme bir antik kent daha eklemiştim. 

Resim 3. Afrodisias Müzesi ve yakın çevresi, 2023 (Google Earth).
Resim 4. Ören yeri girişinden Afrodisias Müzesi’ne bakış (İmran Satış Atar, 2023).

Afrodisias’ı listeme ekleyişimin üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra nihayet 2023 yılı Eylül ayında Afrodisias’la buluşmak için yola çıkmaya karar verdik. Bursa’dan başlayan yolculuğumuz, Aydın Karacasu’ya uzanmış, meşhur Karacasu pidesine bir şans vermek için ilçe merkezinde kısa bir mola vermiştik. Karacasu’yu gezme imkanımız maalesef olmadı, ancak henüz Afrodisias’ta bulunmamış mimarlar için önerebileceğim bir uğrak noktası ilçenin doğusunda yer alan seramik atölyeleri olabilir.

Karacasu’dan Afrodisias’a yaklaşırken; önce, antik kentin üzerindeki yerleşim alanından bugünkü konumuna taşınan Geyre köyünün giriş tabelasına, sonra da surlar ya da stadyum duvarları olduğunu tahmin ettiğim yapı kalıntılarına ve peyzaja bakarak yolumuza devam ettik. Benim için yeni olan ama yüzyıllardır yerinde duran bir kenti görmek için sabırsızlanıyordum. Ara Güler’in fotoğrafları gözümün önüne gelmişti. O fotoğrafların aklımda kalmasının sebebi, köy yaşamının antik mirasla iç içe olduğunu göstermesiydi. Ancak kentle ilk tanışıklığın ardından yaptığım hızlı bir araştırmayla kazılar nedeniyle köyün, antik kentin batısına, surlara yaklaşık 1 km mesafedeki yeni konumuna taşındığını öğrenmiştim (Resim 2). Zaten biraz önce köyün girişini gösteren tabelayı görmüştük. Bu nedenle fotoğraflarda gördüğüm o çok katmanlı izlerin azalmış olacağını tahmin ediyordum. Ama olsun, Afrodisias her haliyle fazlasıyla merak uyandırıcıydı. 

Resim 5. Afrodisias Müzesi güney cephesi, 2018 (Facebook, https://www.facebook.com/aphrodisiasorg).
Resim 6. Giriş (İmran Satış Atar, 2023).

Ören yeri sınırından içeri girdiğimizde gördüğüm manzara karşısında çok heyecanlanmıştım. Heykeller, taşlar, antik yapılar görmeye gelen ben, sapasağlam ayakta duran, sarı ve kırmızının tonlarını cephelerinde taşıyan ve birbirlerine bağlanarak daha büyük bir hacmi oluşturan birkaç kütleye şaşkınlıkla bakıyordum (Resim 3). Şaşkınlığımın sebebi ise bu kütlelerin önündeki peyzajla ve bu peyzaja yerleştirilen lahitlerle muhteşem uyumuydu (Resim 4). Geçmişinin birkaç on yıldan fazla olmadığını tahmin ettiğim bu modern kütleler, iki bin yıllık lahitler ve peyzaj dokusu, sizi adeta kendilerine doğru yönlendiriyordu. Ören yerine girer girmez başınızı hafifçe sağa çevirdiğinizde bu manzarayı görüyorsunuz ama yönlenmeniz gereken yer beklenildiği üzere antik yerleşim. Gözlerimi bu modern yapıdan, yani müze binasından alamayarak gezimize başladık. Yerleşimin kuzey sınırında bulunan stadyum da dahil olmak üzere antik kent gezimizi tamamladık ve yeniden müze binasıyla görsel ilişki kurmaya başladık. 

Resim 7. Doğu cephesi (İmran Satış Atar, 2023).
Resim 8. Taşıyıcı sistem ve cephe malzemelerine ilişkin bir detay (İmran Satış Atar, 2023).

Batı yönünden müze binasına yaklaşırken kiremit kaplı kırma çatıların bir kısmı görüş alanımıza dahil oldu. Sarımtırak renkli taş ve kırmızı renkli tuğla dokuya sahip cepheler bizi karşıladı. Müzenin giriş cephesine ulaştığımızda yapının hareketli kütle biçimlenişi daha net ortaya çıkmıştı (Resim 5). İşlevsel farklılığı cephelerden okuyabiliyordum. Öne çıkan soldaki kütlede düşey pencereler düzenlenmişti, yani bu kütle idari birimlere ayrılmış olmalıydı. Cephedeki diğer dikkat çekici unsurlar ise ne yazık ki klima üniteleriydi. Bu üniteleri görmezden gelerek yapıyı izlemeye devam ettim. Giriş cephesi hemen solundaki idari yapı olduğunu düşündüğüm kütleden biraz daha gerideydi ve yüzeyler tamamen taş malzemeyle kaplanmıştı. Giriş kapısının sağ tarafı sağır bir yüzey iken solda ferforje kafesli geniş pencereler mevcuttu (Resim 6). Giriş kapısına ulaşan yaya yolu ve rampa sonradan düzenlenmiş gibi gözüküyordu. Sağ tarafa doğru cepheyi izlemeye devam ettiğimde, ahşap malzeme kullanılmış eklenti bir mekan gözüme takılmıştı. Giriş cephesinin devamında ve yapının doğu cephesinde ise düşey taşıyıcı elemanlar daha net anlaşılıyordu. Taş kaplama, bina sınırından hafifçe dışarı taşan ikili düşey öğeleri yani taşıyıcıları tanımlıyordu ve bu öğelerin arası tuğla ile kaplanmıştı (Resim 7, 8). Binanın alt ve üst kotlardaki yatay elemanları da aynı taş malzemeyle kaplanarak süreklilik vurgulanmıştı. Bu cephe kurgusuna katılan üçüncü eleman ise pencerelerdi. Her taşıyıcı arasında üst kotta düzenlenmiş yatay pencereler mevcuttu. Ek olarak, ikili şekilde düzenlenmiş düşey taşıyıcıların arasında da dar bir ışıklık vardı (Resim 9).

Resim 9. Pencereler (İmran Satış Atar, 2023).
Resim 10. Müzenin girişinde yer alan mozaik (İmran Satış Atar, 2023).
Resim 11. Afrodisias Müzesi, ek binası ve yakın çevresi, plan (Afrodisias Ek Müzesi, Arkiv, https://www.arkiv.com.tr/proje/afrodisyas-ek-muzesi/1410).

Yapının cephelerini izledikten sonra, müze binasına giriş yaptık. Afrodisias Müzesi, antik yerleşimdeki kazılarda ortaya çıkarılan çeşitli mimari eserlere ev sahipliği yapıyordu. Binaya girer girmez soldaki duvarda yer alan mozaiği görebilirsiniz (Resim 10). Ben bu mozaiği müzeden çıkarken fark ettim. MS. 2. yüzyıla tarihlenen “Afrodit ile Huzur Mozaiği” isimli bu eserde dikkatimi çeken şey ise, eserin bir sergi nesnesinden çok, sanki yapıya ait bir katman gibi algılanmasıydı. 

İç mekanı deneyimlemeye başladığımızda dışardan algılanan hareketli kütlelerin aslında bir avlu etrafında düzenlendiğini anlıyordum. Dolayısıyla müzeyi gezerken daralan ve genişleyen sergi salonlarını ardı ardına takip ederek avlunun etrafında dolaşıyorduk (Resim 11). İç mekan sade ve tanımlı bir şekilde düzenlenmişti. Koyu renkli granit zemin ziyaretçi yürüyüş alanlarını tanımlıyor, bu koyu renkli malzeme aynı zamanda eserlerin sergilendiği kaideleri oluşturuyordu. Eserler beyaz taşlarla sınırlandırılan alandaydı. Taşıyıcılar beyaz renge boyalıyken taşıyıcıların arasındaki duvarlar mavinin açık bir tonuna boyanmıştı (Resim 12, 13, 14, 15, 16). Yatay pencerelerin bazılarından iç mekana kontrollü bir ışık alınıyordu fakat bazı yerlerde bu pencereler işlevsiz kalmıştı ya da kapatılmıştı. İç mekandaki bu malzeme, renk ve aydınlatmaya ilişkin düzenlemelerin ek binanın inşa sürecinde Cengiz Bektaş tarafından yapıldığını ziyaretimiz sonrasında öğrenmiştim (1). 

Resim 12. İç mekanın eski hali ve Afrodit yontusu (Cengiz Bektaş, Afrodisyas, 2008, s. 92).
Resim 13. İç mekan ve Afrodit yontusu (İmran Satış Atar, 2023).
Resim 14. İç mekan (İmran Satış Atar, 2023).

Yapay aydınlatmaların yardımıyla Afrodisiaslı heykeltıraşların yüzyıllar önce oluşturduğu ve oldukça ince işçiliğe sahip yontuları, eserleri inceleyerek müzeyi deneyimlemeye devam ettik. Modern müze binasının kuzey sınırına geldiğimizde, bir geçiş mekanı bizi karşıladı (Resim 17). Az önce deneyimlediğimiz yapıyı, 2007 yılında inşa edilmiş ek binayı ve bu iki kütle arasında uzanan peyzajı algıladığınız şeffaf bir geçiş alanıydı burası (Resim 18, 19, 20). Zemin, aynı kaplama malzemesiyle devam ederken tavanda ahşap malzeme kullanılmıştı. Sağa ve sola bakarak, yapıların zeminle ve birbirleriyle kurduğu ilişkiyi anlamaya çalışarak ek binaya giriş yapmıştım. 

Resim 15. İç mekan (İmran Satış Atar, 2023).
Resim 16. Afrodisias Müzesi ve ek bina arasındaki geçiş mekanı (İmran Satış Atar, 2023).

Afrodisias Müzesi ek binasına, daha önce Cengiz Bektaş tarafından tasarlanan projeleri araştırırken rastlamıştım. Dolayısıyla nasıl birmekanın beni karşılayacağını az çok tahmin edebiliyordum. Bu yapı, bulunduğu alanda var olan Roma, Bizans ve eski Geyre kalıntıları ile mevcut ağaçları korumak amacıyla kazıklar üzerine oturacak şekilde tasarlanmış (Resim 20, 23). Uzun bir dörtgen formdan oluşan hacimde, Sebasteion kazısından elde edilen kabartmalar sergileniyordu. İç mekan ana müze binasının parçalı iç mekan kurgusundan farklı olacak şekilde tek bir mekan olarak düzenlenmişti. Sergilenen eserlerle birlikte dikkatimi çeken ilk şey tavanda yer alan ve mekan boyunca devam eden aydınlatmaydı (Resim 21). Bu düzenleme Louis Kahn tasarımı Kimbell Sanat Müzesi’nin tonozlarını ve aydınlatma elemanlarını hatırlatmıştı. Mekan içinde sergilenen eserleri izlerken yapının kuzey duvarında bir açıklık belirmişti. Bina sınırından azıcık dışarı taşırılan ve düşey çelik taşıyıcılar dışında tamamen şeffaf olan bu açıklık peyzaja ve Babadağ’a bakışı sağlayan pencere olarak düzenlenmişti (Resim 22). Sevgi Gönül Salonu olarak anılan bu çağdaş yapı, mimarlar Eda Erkan Altunbaş ve Gülnaz Güzeloğlu’nun da yer aldığı Cengiz Bektaş Mimarlık İşliği tarafından tasarlanmıştı (Resim 23, 24, 25). 

Resim 19. Geçiş mekanından dışarıya bakış (İmran Satış Atar, 2023).

Ziyaret sonrasında müze binasını daha iyi tanımak için yaptığım araştırmada, modern binayla ilgili detaylı bilgilere ulaşamamıştım. Afrodisias Müzesi ek binasıyla ilgili bilgilere, çizimlere erişmek mümkün olsa da, 1979 yılında açılışı yapılan modern müze binasına ilişkin bilgi oldukça az gibi gözüküyordu (2). Eriştiğim kaynaklardan müzenin mimarının Erten Altaban olduğunu öğrenmiştim. 1962 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun olan Altaban, ülkemizin önemli kadın mimarlarından biri olarak zihnime kazınmıştı. İstanbul Nazım Plan Bürosu’nda, Milli Eğitim Bakanlığı’nda ve Kültür Bakanlığı’nda mimar olarak görev yapan Altaban, Afrodisias Müzesi’nin yanı sıra, Efes Müzesi ek binası, Antakya Müzesi ek binası, Niğde, Kars, Amasya, Çanakkale, Düzce, Konuralp müzelerinin de tasarımcısıydı (3). Bu bilgiye ulaşır ulaşmaz gözümün önüne Amasya Müzesi gelmişti. 2020 yılı Ocak ayında bir günlüğüne bulunduğum Amasya’da bu müze binasının önünden şans eseri geçmiştim fakat yeterli vakit olmadığı için müzeyi ziyaret etme şansım olmamıştı. Amasya Müzesi de çevresindeki dokudan farklılaşan kütlesiyle ve cepheden algılanan taşıyıcılarıyla, görüş alanıma girdiğinde bende bir heyecan yaratmıştı (Resim 26). 

Resim 20. Sevgi Gönül Salonu (ek bina), iç mekan (İmran Satış Atar, 2023).
Resim 21. Peyzaja ve Babadağ’a bakış (İmran Satış Atar, 2023).
Resim 22. Sevgi Gönül Salonu, temel planı (Afrodisias Ek Müzesi Koleksiyonu, SALT Araştırma, https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/206425).

Afrodisias Müzesi’ne geri dönecek olursam, bu yazıyı hazırlarken müzenin güncel durumu hakkında bilgi alabilmek için internette bir araştırma yaptım ve çoğunluğu 24 Ocak tarihine ait ve yine çoğunluğu yerel medyada yer alan bazı haberlerle karşılaştım (4). Aydın İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamaya göre müze binası depreme dayanıksız olması gerekçesiyle kapatılmış. İncelemelerden sonra müzeyle ilgili güçlendirme ya da yıkım kararının alınacağı belirtilmiş. Çelik konstrüksiyonla inşa edilen Sevgi Gönül Salonu için ise deprem riski olmadığı ifade edilmiş. Benim henüz tanıştığım ve modern mimarlık mirasımızın önemli bir örneği olan Afrodisias Müzesi’nin yıkım ihtimaliyle karşı karşıya olması oldukça üzücü. Müzenin kapatılmasına ilişkin bu üzücü haberler, Afrodisias üzerinden moderne, mirasa, korumaya dair daha fazla düşünmeme sebep oldu. 

Zihnimdeki düşünce yumağının arasından seçerek aktarmaya çalışacağım birkaç cümle olacak. Afrodisias Antik Kenti, Geyre Köyü ve modern müze binası, farklı tarihlerde aynı kaderi yaşıyor gibi gözüküyor. Yüz yıllardır var olan antik yerleşim depremlerle tahrip olmuş, çok sayıda yapı zaman içinde harabe haline gelmiş. Bu harabe kentin üzerine kurulan ve devşirme malzemelerle yeni bir yaşamın yaratıldığı Geyre Köyü ise özgün nitelikleri fazla olan antik mirasın açığa çıkarılabilmesi için başka bir yere taşınmış. Bu arada mevcut müze binasının, eski Geyre Köyü’nün asıl yerleşim alanının istimlak edilmesiyle şimdiki konumunda inşa edildiğini de belirtmeliyim (5). Günümüze geldiğimizde ise Afrodisias Müzesi deprem riski nedeniyle veya söylemiyle yıkımla karşı karşıya. Anladığım o ki, bu değişim, yani doğal veya insani sebeplerle gerçekleşen yıkımlar ve inşalar hiç bitmeyecek. Fakat bu değişimler yaşanırken yitirilen her bir kültürel katmanın yerin ruhunu zedelediğini düşünüyorum. Antik döneme ait kalıntılar ortaya çıkarılırken, üzerinde var olan ve daha yakın dönemlere tarihlenen miras unsurlarının da olabildiğince korunması ve daha da önemlisi çeşitli işlevlerle ve insan ile yaşatılması önem kazanıyor. Şüphesiz ki nadirlik değeri yüksek olan katmanın ön plana çıkarılması anlamlı bir yaklaşım. Deprem riskinin ve güncel ihtiyaçların gözetilmesi de öyle. Ancak modern katman da dahil olmak üzere her bir kültürel katmanın miras değerinin anlaşılması ve miras alanının bütüncül bir yaklaşımla yaşatılması da bir gerekliliktir.

Resim 23. Afrodisias Müzesi, doğu görünüşü (Afrodisias Ek Müzesi, Arkiv, https://www.arkiv.com.tr/proje/afrodisyas-ek-muzesi/1410).
Resim 24. Sevgi Gönül Salonu, kuzey görünüşü (Afrodisias Ek Müzesi, Arkiv, https://www.arkiv.com.tr/proje/afrodisyas-ek-muzesi/1410).
Resim 25. Amasya Müzesi, 2020 (İmran Satış Atar, 2023).

Sözlerime son verirken, Afrodisias’la gerçek anlamda tanışmama vesile olan Ara Güler’e; Afrodisias’ın gün yüzüne çıkarılmasında yoğun emek harcayan Kenan Erim’e, her bir uzmana ve çalışana; çağdaş bir yapı sayesinde mimari, miras, peyzaj ilişkilerini yeniden düşünmemi sağlayan Cengiz Bektaş’a; en çok da izlemekten gezmekten büyük keyif aldığım modern Afrodisias Müzesini tasarlayan Erten Altaban’a teşekkür etmek istiyorum. Modern miras Afrodisias Müzesi’nin korunması ve her bir kültürel katmanına hayran kalarak deneyimlediğim Afrodisias’a yeniden yolumun düşmesi ümidiyle.

REFERANSLAR:

  1. Geyre Vakfı, “Afrodisyas Müzesi Yenileme Çalışmaları Hakkında”, https://geyrevakfi.org/afrodisyas-muzesi-yenileme-calismalari-hakkinda/. 
  2. Afrodisias Müzesi planı, ek bina plan, kesit, görünüşleri ve Afrodisias antik kenti için önemli bir kaynak: C. Bektaş, Afrodisyas, İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2008.
  3. F. Ö. Sade, “Türkiye’de Tasarlanmış Müze Yapıları”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2005, s.104; F. Ö. Sade Mete, “A Fragmented Memory Project: Archaeological and Ethnographic Museums in Turkey, 1960-1980”, Yayımlanmamış Doktora Tezi, University of Washington Program of Built Environment, 2012, s.81; Erten Altaban ile 15 Aralık 2010 tarihinde yapılan söyleşi için: Ö. Sade Mete, “Merkez-Çevre Karşıtlığının Muğlaklaşması: Ayşe Erten Altaban ile Müze Mimarlığı Üzerine…”, Arredamento Mimarlık, 2011, 12: 122-127.
  4.  N. G. Sucu. “Afrodisias Müzesi Kapatıldı”, Akdeniz Gerçek, 24.01.2024, https://www.akdenizgercek.com.tr/afrodisias-muzesi-kapatildi-afrodisias-muzesi-ned ; Ö. Dedeoluk, “Afrodisias Müzesi Depreme Dayanıklı Olmadığı Gerekçesiyle Kapatıldı”, Anka, 24.01.2024, https://ankahaber.net/haber/detay/afrodisias_muzesi_depreme_dayanikli_olmadigi_gerekcesiyle_kapatildi_166546# ; “Karacasu'da Afrodisias Müzesi ile ilgili yeni öneri”, Aydın Ses, 25.01.2024, https://www.sesgazetesi.com.tr/gundem/18389568/karacasuda-afrodisias-muzesi-ile-ilgili-yeni-oneri.
  5. Y. Suner, “Afrodisias Bizans Dönemi Heykel Okulu”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1993, s.15.