Butan

Berna Tanverdi

Arşivden: Serbest Mimar, Sayı 52 · 2024

PAYLAŞ

Butan zamanın, mekanın ve alışageldiğimiz dünya düzeninin dışında, gelenekleri, kültürü ve yerçekimine meydan okurcasına dağların yamaçlarına inşa edilmiş tapınakları ile masalsı bir ülke. Kendi dillerinde ülkenin adı Druk Yul, “Gürleyen Ejderhanın Ülkesi” olan Butan, iki yüz yıl öncesine ait Tibet kroniklerinde ise, “Gizli Kutsal Ülke” ve “Tanrıların Lotus Bahçesi” olarak tanımlanıyor. Çin ve Tibet İpek Yolu ticareti dışında dünya ile hem coğrafi, hem de politik bağları sınırlı olup, 1970’lere kadar yabancıların girmesi yasak olan ülke, içe dönük yapısı sayesinde geleneklerini koruyabilmiş, toplumsal ve kültürel değerlerini bugünlere kadar devam ettirebilmiş ve artık kapılarını kendini keşfetmek isteyenlere büyük bir zarafet ve güler yüzle açıyor. 

Himalayaların gizli hazinesi Butan’a, Nepal’in başkenti Katmandu’dan ulaşmak için, sarp kayalıklı dağların kapladığı Paro Havalimanı’na dünyada çok az sayıda pilotun iniş izni var. Karla kaplı Himalaya Dağları ile bulutların arayüzündeki bu  uçuşun en heyecanlı kısmı ise Everest Dağı’nın zirvelerinden geçmek (Resim 2). 

Resim 1.
Resim 2. Everest zirvesi.
Resim 3. Dağ yamaçlarında pirinç tarlaları.

Ormanlarla kaplı dağların yamaçlarında kademeli pirinç tarlaları (Resim 3), sarp kayalar, tepeler ve nehirlerle donatılmış yeşilin binbir tonu ile adeta kendi coğrafyasını yaratmış ve içine büyülü bir yuva yapmış olan Butan’ın en büyük şansı belki de böyle bir coğrafyada, bu muhteşem doğanın içindeki konumu. 

Resim 4. Manastır. 

Mimari ve sanat yapılarda ve kent yaşamında kendini sergilerken, Budizm’in derin etkilerinin, halkın geleneklerinin ve çevresel faktörlerin izlerini taşıyor. Neredeyse tamamı dağlık olan Butan’ın yemyeşil doğasında, nehir yatağı, vadi girişi veya dağların tepeleri gibi stratejik konumlarda heybetle yükselen “Dzong”lar (1), çoğunlukla hem manastır ve kale, hem de hükümet işlerinin yürütüldüğü ofislere ev sahipliği yaparak ülke için sembolik yapılar haline gelmiş (Resim 4). Butan mimarisi, Tibet ve Hindistan mimarisinden güçlü bir şekilde etkilenmiş, erken Butan yapıları ahşap ve taştan yapılmış ve genellikle karmaşık oymalar ve duvar resimleriyle süslenmiş (Resim 5, 6). 17. yüzyılda, ülkede büyük bir inşaat dönemi yaşanmış ve bu dönemde ülkenin dört bir yanına çok sayıda manastır, tapınak ve kale inşa edilmiş. 19. yüzyılda, Butan mimarisinde Batı etkileri görülmeye başlansa da ülke geleneksel mimari tarzını korumayı başarmış ve modern binalarda bile geleneksel unsurların kullanımı hiç bir zaman ihmal edilmemiş. 

Resim 5. Cephe detayı.
Resim 6. Manastır avlusu. 

Butan mimarisinde ahşap ve taş temel yapı malzemeleridir. Ahşap, yapıların çerçevesi ve çatısı için kullanılırken, taş ise duvarlar ve temeller için kullanılır. Butan yapıları, çoğunlukla dini semboller ve geometrik desenler içeren karmaşık oymalar ve duvar resimleriyle süslenmiştir. Evlerinin ve tapınaklarının genellikle çok yüksek çatıları vardır. Bu çatılar, kar ve yağmurun birikmesini önlemeye yardımcı olurken aynı zamanda yapıların içine doğal ışık girmesini sağlar. Avlular, Butan evlerinde ve manastırlarda toplayıcı, bir araya getirici bir ögğe olarak yer alır. Yapılarla tanımlanan avlular halk için bir  toplanma yeri ve dini törenler için meydan işlevini görür (Resim 6, 7). Semboller, derin anlamlar ve inançların masalsı ülkesi olan Butan’da özellikle kale, manastır ve dini yapılar bundan nasibini fazlasıyla almış. Dini yapılar halkın sadece ibadet ettiği mekanlar değil aynı zamanda sosyal ve kültürel hayatlarının da önemli bir parçası olarak günlük yaşamın odağında yer alıyor. 

Resim 7. Ahşap cepheler.
Resim 8. Cephe detayı. 

Geleneksel Butan mimarisinin şüphesiz en çarpıcı özelliği, dantel gibi işlenmiş ve renklendirilmiş ahşap cepheleridir (Resim 7, 8). Bu işlemeler, özellikle Payab Gochu olarak adlandırılan pencere formlarında, balkonlarda ve cephe çıkmalarında göze çarpıyor (Resim 8, 9). Kale manastırlarda ise avlularla ana yapıları birleştiren kolonadlarda yine bu çok renkli, işlemeli ahşap cepheler gölge alanlar yaratıyor (Resim 10). 

Geleneksel Butan evleri, karmaşık ahşap oymaları ve renkli duvar resimleriyle dikkat çekiyor. Butan’ın mimari özelliklerini destekleyen, uzun yılların geleneklerine, Budizm’in spiritüel değerlerine dayanarak ve doğal kaynakların sunduğu malzeme çeşitliliğine göre gelişmiş sanatsal birikimi de ülkenin zenginliklerinden. Resim, heykel, ağaç oymacılığı, kağıt yapımı, marangozluk, döküm, metal işleri, bambu oymacılığı, altın ve gümüş işleri, dokuma, nakış, duvarcılık ve deri işleri olarak sayılan on üç geleneksel sanatın öğretildiği kurslar ve okullar oldukça yaygın. Butan’ın kendine özgü bu sanat ve zanaat gelenekleri yapılardan, geleneksel kıyafetlere (Resim 11,12,13), ticaretten günlük yaşama pek çok alanda kendini gösteriyor. Dokumacılık, ülkede önemli bir sanat ve Butanlı zanaatkarlar, ince yün ve ipek tekstiller üretmeleriyle ünlüler. Bhutan’da etnik kıyafetlerin renklerine göre anlamları var; kollarının altından geçirerek boyunlarına bağladıkları bu kumaşın rengi kişinin hangi sınıftan geldiğini gösteriyor. Sarı kral ve dini lider, turuncu başbakan, yeşil hakimler, sıradan kişiler ise beyaz bir kumaşı aynı şekilde bağlıyorlar (Resim 12). 

Resim 11, 12. Butan geleneksel kıyafetleri.
Resim 13. Butan geleneksel kıyafetleri.

Kaplan Yuvası (Taktsang-Lakhang) Manastırı, (Resim 14,15) ikinci Buda Padmasambhava’nın Butan’a bir kaplanın sırtında ulaşarak Budizm inanç ve felsefesini getirdiği ve burada bir mağaranın içinde 3 ay 3 gün 3 saat boyunca meditasyon yaptığı efsanesine dayanarak 7. yy’da yapılmaya başlanmış. Sarp kayaların üzerinde inşaatı 17. yy’da tamamlanmış olan manastır şüphesiz Butan’ın en etkileyici noktası. Bu ikonik yapı, öncelikle konumu, daha sonra altın kaplamalı kubbesi, renkli bayraklarıyla Butan'ın dini ve kültürel simgesi haline gelmiş. Paro Vadisi’nin üst kısmında, deniz seviyesinden 3120 metre yüksekteki manastıra ulaşmak için saatler süren zorlu tırmanışa ardıç, çam ve orman gülü ağaçları sundukları görsel şölen ve kokularıyla eşlik ederken, yapının ihtişamını da arttırıyor. 

Resim 14, 15. Kaplan Yuvası. 

Timpu Tshechu Festivali, halkın inanışlar, semboller ve gelenekler etrafında bir araya geldiği festivallerin en önemlisidir. Festivaller ülkesi Butan’da yıl boyunca devam eden pek çok festival olsa da, Timpu Tshechu bunların arasında en büyük öneme sahip. Ülkenin başkenti ve dünyanın en yüksek rakımlı üçüncü şehri olan Timpu’da gerçekleşen festival (Resim 16,17) üç gün devam ediyor ve tanrıları çağırmak için günler ve geceler boyunca dansedilerek, çeşitli ritüeller yapılıyor. Thimphu'daki Tashichhoe Dzong'un avlularında “Cham dansları” olarak da bilinen maske danslarının herkesi kutsadığına inanılıyor. Bu festivaller aynı zamanda, halkın yıl boyunca hazırlık yaparak, en güzel kıyafetlerini giydikleri ve büyük kalabalıkların tören danslarını (2) izlediği, Budist öğretilerin paylaşıldığı sosyal toplantılardır. Bu rengarenk giyinilen maskeli danslar, öncelikle keşişler tarafından gerçekleştirilir. Kırmızı maskeli dansçılara “atsara” deniyor, atsaralar aracılığıyla, en günahkar kişinin bile eğer Buda’nın öğretilerini izler, onun yolunda giderse aydınlanacağı mesajı iletiliyor (Resim 17).  Kişinin ve çevresinin iç huzurunu bozan zihnin beş zehirinden (nefret/kin, arzu, cehalet, kibir ve kıskançlık) kurtulmak için yapılan bu danslar ve festivaller aracılığıyla zengin gelenek ve kültürel çeşitlilik canlı tutuluyor. 

Resim 16. Timpu Tshechu Festivali.
Resim 17. Atsara. 

Trashichho Dzong Manastırı, büyük avlusu ve görkemli yapısı ile her yıl Timpu Tshechu Festivali’ne ev sahipliği yapıyor (Resim 18,19). 1216 yılında inşa edilen yapı, yakılıp yıkıldıktan sonra, 18. yüzyılda hükümet görevlilerini barındırmak için yeniden inşa edilmiş. Daha sonra hem manastır hem de sivil kuruluşları barındıracak şekilde genişletilmiş. Yapı, Timpu'nun ülkenin başkenti olarak ilan edilmesinden bir yıl sonra, 1962'de ise tamamen yenilenerek genişletilmiş. Halen, ulusal hükümet yapısı ve merkezi manastır olarak kullanılıyor. Ana yapı tipik Butan manastır yapılarında sık karşılaşılan, köşelerinde yükselen altın renkli çatılı kuleleri ve utse olarak adlandırılan devasa bir merkez kulesi ile olduğundan daha da heybetli görünüyor. 

Resim 18, 19. Trashichho Dzongk.

Paro kenti Bhutan’ın en refah ve zengin bölgesi olan Paro Vadisi’nde yer alan, deniz seviyesinden yaklaşık 2500 metre yüksekte bulunuyor (Resim 20). Tibet’e giden tek yolun uzun süre içinden geçtiği kent, sayıca yüz elli beşe yakın tapınağı, doğası ve festivalleri ile Butan’ın en önemli şehirlerinden biridir.  

Resim 20. Paro. 

Kentin en önemli yapısı olan Paro Dzongk, tüm heybetiyle nehir kıyısında yükselen görkemli bir kale manastır. Paro Nehri’ni ahşap bir köprü ile geçerek ulaşılan bu etkileyici yapı rahipler için manastır ve aynı zamanda hükümet idari merkezi olarak kullanılıyor. İç içe geçilen avlular etrafında, renkli ve süslemeli kolonadların yoğun dokusuna hem tezat oluşturan hem de dengeleyen yüksek, beyaz duvarlarla çevrili avluda olmak, tüm dünyadan ayrı olma hissi yaratırken, Budizm öğretilerinin, mitlerinin ve tüm sembollerinin görsel bir şölenini sunuyor. 

Butan, seyahat boyunca mimarisi, sanatı ve insanlarıyla gizli sürprizler sunuyor; bu sürprizlerden biri de Punakha Vadisi’nde, 17. yy’da kurulmuş ve günümüze dek neredeyse hiç bozulmadan, adeta kendi zamanını durdurarak aynı kalabilmiş bir yerleşim olan Wangdue Köyü. Bhutan yerel mimarisinin tipik evleriyle (Resim 21, 22, 23) zamanda yolculuk yapmak gibi. Wangdue Köyü, kale inşaatı için Hindistan’dan işçi olarak gelenlerin daha sonra aileleri ile yerleşerek oluşturdukları bir köy. 

Resim 21. Wangdue Köyü’nden bir konut.
Resim 22. Wangdue Köyü.
Resim 23. Budist rahipler. 

Dua bayrakları ve dua tekerlekleri (Resim 24) ile sadece tapınaklarda değil, bazen sokak aralarında veya hiç beklenmedik yerlerde de karşılaşılıyor. Butanlılar için inançların ve sipiritüel değerlerin ve bu değerlerin sembollerinin sadece ibadet mekanlarında değil, günlük hayatın da ayrılmaz bir parçası olarak, yaşamın merkezinde olduğunu söylemek pek yanlış olmaz. Butan’da ve Nepal’de Tibet’te de olduğu gibi oldukça yaygın olan dua bayrakları, beşli bir seri olmak koşuluyla mavi, yeşil, kırmızı, sarı ve beyaz renkteler (3).

Resim 24. Dua tekerleği.

Mandala, (Resim 25) sadece dini öneme sahip yapılarda değil, pek çok yüzeyde karşımıza çıkan sembolik öneme sahip daieresl figürlerdir ve Sanskritçe’de “çember” anlamına gelir. Kelimenin kökenine bakıldığında, “Manda” enerji veya öz, “La” ise kap kavramını ifade eder; mandala ise “enerjiyi saklayan kap” olarak tanımlanabilir. Mandala geometrik formları ve ahenkli renkleriyle dikkat çekerken evrenin tamamının temsilidir. Geometrik şekilleri çevreleyen ve tüm evreni de içinde barındıran bu dairesel figürdeki tüm formlar evrenin farklı gerçeklerini tanımlarken, Hinduizm ve Budizm’de ritüel ve meditasyon amacı ile kullanılan sembollerdir. Mandalada yer alan ana form dairenin merkezinde bulunan evrendeki tüm yönlerin hem çıkış, hem de buluşma noktasıdır ve zamanın da menşeidir. İnanışa göre bu sembolik merkezi tohumun içinden bir güç fışkırır ve sonrasında bu güç büyüyüp evrene dağılır. Mandalanın kalbinden, birliğin içinden enerji ve bilgeliğin yayıldığına inanılır. Sanskritçede “kutsal merkez” anlamına gelen mandala aslında her şeyin birbirine bağlı olduğunun görsel bir temsilidir. Renklerin ve geometrinin içiçe geçerek yarattığı bu ahenkli formlar aslında bu bilgi olmadan da aynı hissi yaratıyor gözden kalbe doğru.

Mandalanın, bilinçaltında saklanan gerçeklerin açığa çıkartılmasına da araç olduğuna ve meditasyonlar sonrasında gerçek bir dışa vurum ve aydınlanma yaşattığına inanılıyor. Butan yaygın inanışlarında, ışık ve ateş cahilliğin karanlığına karşı bilginin sembolü olarak karşımıza çıkıyor. O nedenle ışık ve ateş aydınlanma yolunda, Lambaların Duası’nda şiirsel olarak ifade edildiği gibi karanlığı aydınlatan ve ruhsal aydınlanmayı sembolize eden bir öneme sahip:  

Lambaların Duası (4):

"Kaçınılmaz sırrın yüce mandalasına girerek
Aydınlanmanın yolunu aynı öz olarak aldım;
Samsara’nın (5) büyük uçurumuna düşmeyeyim,
Ne arzu ve nefretin taşlı geçitlerinde doğayım,
Ne de yanlış görüşlerin bakır kazanına fırlatılayım,
Ne de duyguların acımasız mızrağını duyayım;
Ancak mükemmel ruhani dostumdan
Kutsal bağlarla bana bağlı ruhani kardeşlerimden,yaşamın gücünden
Bu ve gelecek tüm yaşamda
Asla ayrılmayayım ve bu bağların derin konsantrasyonu aracılığıyla
Birlikte on seviyeyi başarıyla tırmanalım.
Ölüm anında, vücudumu değiştirme zamanı geldiğinde
Tekrar Samsara’nın derin uçurumuna düşebilirim;
Ama bu lambaların saf ışığıyla aydınlanma kapısını açarak,
Uyanış sahiplerinin ayak izlerini takip ederek
Zihnimi her şeyi kapsayan aydınlık düzeyinde arındırarak
Kaçınılmaz aydınlanma düzeyine kendiliğinden ulaşabilirim."

Timpu Chorten Anıtı, ülke için dini ve manevi öneme sahip bir yapı ve meditasyon yapmak için kullanılan bir stupadır (Resim 26). Günümüzde daha çok dini törenlerde ve festival zamanlarında yoğun olarak kullanılmakta. 1974 yılında tamamlanan yapı, 2008’de yenilenerek genişletilmiş. Bulunduğu konumda yeşillikler içinde bembeyaz yükselen yapının etrafında dönülerek ibadet ediliyor. Dairesel bir plana sahip olan anıt, beyaz renkli duvarları ve altın tepe süslemeleri ile geleneksel Butan sanatının inceliklerini yansıtıyor.  

Resim 25. Mandala.
Resim 26.Timpu Chorten Anıtı.

Kuensel Phodrang, Butan’ın başkenti Timpu’da yer alan, ikinci Buda Guru Padmasambhava’ya ithaf edilmiş bu devasa Buda heykeli 50 metre yüksekliğinde, bronzdan yapılmış ve altın yaldızla kaplanmış (resim 27, 28). Buda’nın oturduğu tahtın içerisinde bir yoga ve meditasyon salonu yer alıyor. Ayrıca barındırdığı 125.000 adet Buda heykeli, anıtın bulunduğu şehrin nüfusundan daha fazla. 

Resim 27, 28. Buda Heykeli.

Dochula Geçidi, bu eşsiz coğrafyanın dağları eteklerinde, Punakha Nehri’nin kıvrımlarını takip ederek ulaşılan 3100 metrede, Timpu kentinin araçla ulaşılan en yüksek noktasında konumlanmış olan Dochula Geçidi’nde, 108 adet chorten sislerin arasından adeta birer mücevher gibi yükselerek etkileyici bir ortam yaratıyor. Timpu’yu Punakha’ya bağlayan bu geçit, Himalaya Dağları’nın muhteşem manzaralarının en net görülebildiği yerlerden biri.

Resim 29, 30. Dochula Geçidi.

Punakha Dzongk, ülkenin en büyük ve en eski ikinci manastırıdır ve aynı zamanda “Mutluluk Sarayı” olarak bilinir (Resim 31,32). 1637-1638 yıllarında, Pho (baba) ve Mo (anne) nehirlerinin birleştiği yerde yapılmış olan saray 1955 yılına kadar ülkenin idari merkezi olarak hizmet vermiş. Sarayın üç avlusundan, üçüncüsü ana tapınağa ve ulusal hazinelere ev sahipliği yaptığı için en önemlisi kabul ediliyor. Ayrıca avlusunda Buda’nın hayatını tasvir eden duvar resimleri, rengarenk süslemeleri ve ahşap oymalarıyla çok etkileyici olan bu manastırın, nehir kıyısında yükselerek, arka plan dağların yamacındaki konumu ihtişamını daha arttırmış.

Resim 31, 32. Punakha Dzongk.


Simtokha Dzongk, Butan’ın ilk kale manastırı, 1629'da inşa edilmiş ve ülkenin en büyük dil öğrenme enstitüsü olarak hizmet veriyor (Resim 33). Kelime anlamı “gizli ilahilerin koruyucusu” olan Simtokha Dzongk, başkent Timpu’nun yakınlarında yer alır. Hem askeri hem de dini amaçlar için kullanılmış olan kale, geleneksel Butan mimarisinin belirgin özelliklerini taşıyor. Beyaz renkli taşlarla yapılmış sağlam duvarları içinde, kültürel mirası koruyan ve yücelten sanat eserlerine ev sahipliği yapar.  

Resim 33. Simtokha Dzongk.

Butan mimarisi, sanatı, geleneklere ve değerlere bağlı yaşam şekliyle günümüzde belki de en iyi korunmuş, en özüne sadık kalabilmiş ülkelerden biri (Resim 34). Bu özgün ve kendine has ülkeyi diğer tüm ülkelerden ayrılan önemli ve ilginç özellikleri var; Butan’da, devlet kurumları arasında gerçek bir “Mutluluk Bakanlığı” bulunuyor ve brüt milli gelir yerine; iyi yönetim, sosyo-ekonomik gelişme, kültür ve çevrenin korunmasını değerlendiren Brüt Milli Mutluluk (BMM) katsayısı dikkate alınıyor, “gayri safi milli hasıla” yerine “gayri safi milli mutluluk” kavramı kullanılıyor. Ayrıca, dünyada tükettiğinden fazla oksijen üreten tek ülke olan Butan, çevresel duyarlılık konusunda dünyaya örnek olacak durumda. Sigara içmenin ağır koşulları olan ülkede plastik poşet yok denecek kadar az kullanılıyor. Budizm sadece dini hayatı değil günlük hayatı da çok etkiliyor; Sekiz Aşamalı Asil Yol, en önemli Budizm öğretilerinden biridir. Bu öğreti, tüm Budist okullarında temel öğreti olarak küçük yaşlardan itibaren içselleştiriliyor. Sekiz aşamalı asil yol, Buda’nın belirlediği “Dört Yüce Gerçek”in (6) sonuncusu ve Nirvana’ya ulaşılan, acıları sona erdiren yol olarak kabul edilir. Budizmde, acıdan ve ıstıraptan kurtulmanın ancak bu sekiz yol sayesinde olacağına inanılır: Gerçek bilgi, doğru zihniyet, doğru söz, doğru davranış, doğru yaşam biçimi, gerçek çaba, gerçek dikkat ve gerçek uyanıklık.

Resim 34. Butan geleneksel mimarisi. 

Yeşilin her tonuyla kaplı dağların zirvelerinde adeta mücevher gibi konumlanmış manastır, kale ve tapınaklarıyla bu büyülü krallığın insanlarını tanıdıkça bu masalsı hisler sadece görsel imajlarda kalmıyor; halkın çevreye duyarlı, huzurlu ve güler yüzüyle hep özlenen, aranan bir güzelliğe bürünüyor. Yitirmekte olduğumuz değerlerin dünyanın öteki ucunda var olduğuna tanıklık etmek, savaşların olduğu bu dünyada bir böceği dahi öldürmeyen, tüketimin yönettiği günümüzde tüketilmemeyi başarabilen, adeta kötülüğe dirençli bir halkın ülkesi Butan. Hayatla kavga eden insanların çevresinde ve ülkesinde olmak istemeyenler için belki de dünyadaki en eşsiz ülkelerden biri; huzur ve barış öyle içselleştirilmiş ki, konuşmadan hissediliyor. Aslında mutlu kentin tanımı çok basit: Göz göze gelince birbirine gülümseyen insanların ülkesi ve Butan tam olarak bir yer.

 NOTLAR:

  1. “Dzong”, kale ve manastır formunda Budist tapınakların yerel dildeki karşılığıdır ve bu yapılar, Butan mimarisinin en önemli yapılarıdır. 
  2. Bhutan festivallerinin en önemli dansları: Ölü yakma, alanların efendileri dansı, maske dansı, guru Rinpoche’nin sekiz tezahürü, geyiklerin dansı, 21 siyah şapka ve korkunç tanrıların dansıdır.
  3.  Mavi, gökyüzü ve rüzgarı; yeşil, suyu; kırmızı, ateşi; Sarı toprağı ve beyaz da havayı simgeliyor. Bazen de Doğu, Batı, Kuzey, Güney ve Merkez olmak üzere beş ana yönü ifade ediyor. Ayrıca bayrakların üzerine basılı zenginlik, bolluk, bilgelik dilekleri içeren dua metinleri var. Ahşap bloklar oyulup, metinler üzerlerine yazılıyor ve bu el yapımı damgalar kullanılarak bayrakların üzerine baskı yapılıyor. 
  4. Lambaların Duası sırasında, genellikle mantra ve duaların yanı sıra kutsal alevin yakılması da yaygındır, Budist inanışa göre ruhun aydınlanmasını temsil eder.
  5. Samsara, Sanskrit kökenli modern dillerde dünyayı temsil eder. Hinduizm ve Budizm gibi dinlerde ise reenkarnasyon döngüsünü anlatan bir kavramdır.
  6. Budizmde dört gerçek: Birinci gerçek, Dukkha: acı, hayatın ve varoluşun bir parçasıdır. İkinci gerçek, Samudaya: acıların kaynağı arzu ve isteklerdir. Üçüncü gerçek, Nirodha: istek ve arzular bırakılırsa acılar sona erdirilebilir. Dördüncü gerçek, Magga: acıların sona erdirilmesinin yolu sekiz aşamalı Asil Yol'dan geçer. Bu sekiz aşamalı yolun ise; doğru kavrama, doğru düşünce, doğru söz, doğru eylem, namuslu kazanç, doğru çaba, uyanıklık ve doğru konsantrasyon olduğuna inanılır.