Hamburg

Hamburg, Almanya’nın en büyük, Rotterdam ve Antwerp’ten sonra Avrupa’nın üçüncü büyük limanı. Hamburg’a gitmeden önce, kentin Kuzey Denizi üzerinde bir liman olduğunu zannederdim; aslında Hamburg, Kuzey Denizi’ne 110 kilometre içeride, Elbe Nehri üzerinde kurulmuş bir liman kenti. Bu bana çok şaşırtıcı geldi.
Hamburg büyük bir şehir, her tarafını 3 günde tanıyabilmek olası değil. Ancak bizim kaldığımız Hammerbrook semti hem Hafen City’e, hem limana, hem de Speicherstadt bölgesine çok yakın olduğu için buraları daha detaylı görmek ve incelemek mümkün oldu. Tabii bu arada Hamburg’a asıl gelmek isteyişimin nedeni olan Elbphilharmonie Konser Salonu Kompleksi’ni de unutmamak gerekir (Resim 1)!

Kente formunu veren Elbe Nehri, Polonya sınırına yakın Krkonose Dağı’nın zirvesinden doğup, Hamburg’u parçalara ayırdıktan sonra Kuzey Denizi’ne dökülüyor; nitekim bu nedenle Hamburg’un kanallarında 2500’den fazla köprü bulunuyor.
Speicherstadt, Hamburg’un en karakteristik bölgesi ve kent merkezinde kapladığı 260.000 m²’lik alanı ile dünyanın en büyük antrepo kompleksini içeriyor. Burası Elbe Nehri’nin kanalları üzerine 1883-1920 arasında inşa edilmiş bir Serbest Ticaret Bölgesi. Kanalların her iki tarafında, çınar kazıklar üzerine oturtulmuş, çıplak tuğla ile Neo Gotik üslubunda inşa edilmiş görkemli depo yapıları yer alıyor. Tüm alan 2015 kop yılında Dünya Mirası Listesi’ne alınmış (Resim 2, 3, 4, 5).




1871 yılında, o zamana kadar bağımsız bir şehir devleti olarak varlığını sürdüren Hamburg, Alman İmparatorluğu’na katıldı ve 1881’e kadar kendi vergilendirme ve gümrük bağımsızlığını devam ettirdi. Bu tarihten sonra kent, sadece Elbe Nehri kıyısındaki liman, ithalat vergisi ve gümrüklerinden muaf kaldı. 1883’te şimdiki yerinde inşasına başlanan antrepo tesisleri 1927’de tamamlandı. 2013’te Speicherstadt’ın Serbest Ticaret Bölgesi tanımı sonlandırılınca, bölgenin ticari niteliği de sona ermiş oldu. Günümüzde, restore edilmiş olan bu yapıların bir kısmı müze amaçlı kullanılıyor; geri kalanı ise depolama işlevlerini sürdürüyor. Speicherstadt halen Hafen City’nin parçası olarak turist çekmeye devam ediyor. Aslında bu bölge tümüyle, yapılardaki mimari dil bütünlüğü ve güçlü yapı-su ilişkisi ile, hem görsel, hemde mekansal olarak gezene haz veren bir alan… Özellikle kanal boyu yapılarında görülen olağanüstü tuğla işçiliği ve geliştirilen duyarlı detaylar, günümüz Hamburg sivil mimarisinde de kendini tekrarlayan bir gelenek (Resim 6, 7).Hamburg kanal mimarisinin kendine özgü dili var ve bu haliyle Venedik ve Amsterdam kanal mimarilerinden çok farklı olduğunu algılıyorsunuz.


Hamburg eski kent merkezinin (Altstadt) odağı Belediye Binası ve önündeki meydan (Resim 8). 1842’deki büyük yangında yok olan eski Belediye Binası’nın yerine 1897’de inşa edilen bu neo-Rönesans yapı ve önündeki Rathausmarkt Meydanı’dan bir köprü ile Kleine Alster su yolunu aşıp çarşı sokaklarına dalıyorsunuz. Kanal boyuna bakan ve 1842’de inşa edilen Alsterarkaden, adından da anlaşılacağı gibi İtalyan mimarisi tesirinde inşa edilmiş bir arkad (Resim 9). Yine eski kent merkezinde önemli bir yapı Chilehaus. 1922’de yapılan ve dışavurumcu izler taşıyan bu tuğla yapı, tek bir inşaat adası üstüne oturan, 6.000 m²’lik dev bir ofis yapısı. Bu yapı da Dünya Mirası Listesinde yer alıyor ve günümüzde de ofis işlevini sürdürüyor (Resim 10, 11).




Hafen City, Elbe Nehri üzerinde planlanmış yeni bir kentsel gelişim bölgesi; burası kuzeyinde Hamburg kent merkezi ve Speicherstadt, güneyinde ise Elbe Nehri ile sınırlanmış bir alan. 157 hektarlık bir büyüklüğe sahip olan Hafen City, barındırdığı işyerleri, konut alanları, eğitim, kültür, dinlence, turizm ve alışveriş imkanları yanı sıra sürdürülebilir niteliği, sosyal karışımlı demografisi, yüksek standarttaki kamusal alan planlamaları ile başarılı bir su kıyısı yerleşimi (Resim 12, 13). Tüm alan nehir taşkınlarına karşı 8-9 metre yükseltilmiş. Eskiden liman kullanımlarına ayrılmış olan kıyı şeridinde, güncel kullanımda da liman imgesini devam ettirmek için yapay tepecikler oluşturulmuş.


Hafen City, 2.5 milyon m² inşaat alanı, 16.000 kullanıcısı, yarattığı 45.000 yeni iş imkanı ile tamamlandığında günde 80.000 kişinin ziyaret etmesinin beklendiği bir proje. Tümüyle inşaatlar çok kaliteli. Yapım sürecinde ihaleler en düşük fiyata değil, yapım kalitesi ve getirdiği concept göz önüne alınarak en uygun teklife verilmiş. Projeler, kentin sürdürülebilirlik stratejisine uyumlu olması gözetilerek, yarışmalarla elde edilmiş; ayrıca yarışmaların da ihaleyi alan yüklenici firma tarafından düzenlenmesi koşulu konmuş. Konut ve iş yapıları, parkları, çocuk oyun alanları, kanal boyu gezi yolları, ticari kullanımları, cafe ve restoranları ile keyifli bir yaşamı vaadeden bir yerleşim modeli Hafen City (Resim 14, 15, 16, 17, 18).





Rıhtım boyunca uzanan gezinti yolu (Niederhafen Nehri Promenadı), Zaha Hadid Ofisi’nin tasarımı. Nehrin taşmasına karşı geliştirilen koruma strajesine uygun tasarlanan gezi yolunda firmanın karakteristik yumuşak hatlı eğrilerinden oluşan amfileşmiş basamaklar ve peyzaj düzenlemeleri, promenadın yoğun kullanımında etkili. Böylesi önemli alan düzenlemelerinin tanınmış mimarlık firmalarına tasarlattırılması da kentin estetiğine verilen önemin bir göstergesi (Resim 19)...

Ancak Hamburg’un en yeni yapısı tam bir “tour de force” olan Elbphilharmonie Konser Salonu. Bu olağanüstü yapı, Hafen City Gelişim Alanı’nın en batı ucunda, burunda yer alıyor. Tasarımı Herzog & de Meuron firmasına ait olan yapı gerçekten çok etkileyici ve garip bir şekilde kentin morfolojisine de uyum gösteriyor. Konumu nedeniyle her yönden rahatlıkla algılanıyor; özellikle batıdan su yolu ile ulaşanlar ve uzanan rıhtım boyu promenadından bakanlar için görsel bir şölen oluşturuyor (Resim 20, 21).


Yapının mimarları, Elbphilharmonie’nin çatı formunu tasarlarken, Hamburg eski kentinde mevcut kiliselerin oluşturduğu silüete gönderme yaparak bu silüetten esinlendiklerini ifade ediyorlar. Ancak Elbphilharmonie’nin çatı formu ilginç bir şekilde Hans Scharoun’un Berliner Philharmonie konser salonunun çatısını da andırıyor (Resim 22, 23)!


Bugünkü yapının olduğu yerde 1872 yılında ilk Kaiserspeicher (Kaiser Antreposu) yapıldı, 2. Dünya Savaşı’nda yıkılan deponun yerine 1963’te yenisi inşa edildi (Resim 24, 25).
Hafen City Planlamasının kültürel ayağının en önemli ögesi olan Elbphilharmonie’nin antreponun yerine yapılması kesinleşince, yeni yapı, mevcut antreponun tuğla fasadını koruyarak mevcut yapının üstüne yükseldi. 2007 yılında temeli atılan konser salonu kompleksi, 2017’de kullanıma açıldı (Resim 26).



Elbphilharmonie’nin içinde Ana Salon (2.100 seyirci), Resital Salonu (550), eğitim amaçlı salonlar, müzik prova ve çalışma odalarının yanı sıra, fuayeler, cafeler, restoran ve barlar yer alıyor. Yapının 9-20 katları arası 244 odalı bir otel olarak kullanılıyor. Otelin lobisine 8. kattaki Plaza’dan ulaşılıyor. Plaza, eski yapının çatı kotunda yer alan ve halkın ulaşımına açık bir kat. Bu katta, yapının çevresinde açık bırakılan terastan Hamburg Limanı ve Hafen City’i izlemek mümkün (Resim 27, 28). Yapının üst katlarında 45 adet lüks konut ünitesi yer alıyor (Resim 29).



Konser salonuna, yapının giriş kotundan başlayıp Plaza kotuna kadar yükselen bir yürüyen merdiven sistemi ile ulaşılıyor (Resim 30). Buradan asansör veya görkemli merdivenlerle üst fuayelere ve onlara bağlı balkonlara ulaşıyorsunuz (Resim 31). Ana salon, çeşitli kotlardan ulaşılan ve sahneyi çevreleyen balkonlardan oluşuyor. Salonun formu neredeyse yuvarlağa yakın (Resim 32, 33). Akustik olağanüstü. Gittiğimiz konserde farklı balkon kotlarında tekil olarak müzisyenlerin yaptığı sololar-ki buna insan sesi de dahil- sahne kotundaki performansa yakın bir mükemmelikte algılandı. Bu salona yakın mükemmel akustiği bir de Hans Scharoun’un Berliner Philarmonie konser salonunda hissediyorsunuz.




Yapının içinde iken mimarinin akıcı şiirselliğini ve yaratılan karmaşık mekan düzenlemesini hissediyorsunuz ama tasarımın kompleksitesini kesitte çok daha iyi görmek mümkün (Resim 34). Dışarıdan algılanan sade kübik formun içine bu derecede yoğun bir programın, bu derecede ustalıkla sığdırılabilmesi, şüphesiz iyi tasarımcıların gerçekleştirebileceği bir olgu; ancak böylesi bir projenin aslında çok yoğun bir işgücü ve disiplinler arası bir işbirliği ile gerçekleşebileceğini de bir kere daha anlıyorsunuz.


Hamburg’dan ayrılırken, Ankara Sheraton Oteli ve Karum İş Merkezi kompleksini de tasarlayan Meinhard von Gerkan ofisi tarafından projelendirilen Hamburg Hava Terminal Binasından hareket ettik. 1986’da yapılan terminal binasının özellikle uzay makaslı çatı sistemi çok ustalıkla tasarlanmış. Bu tesadüf de bizim için güzel bir ayrılış sürprizi oldu...



