Köy Enstitütüsü'nden Eğitim Müzesi'ne: Akpınar Köy Enstitüsü Yerleşkesi

Esra Eken Güney — Arş. Gör., İzmir Katip Çelebi Üniversitesi

Arşivden: Serbest Mimar, Sayı 50 · 2023

PAYLAŞ

Geçen sayıda Van Ernis Köy Enstitüsü’ne bir geziyi aktardıktan sonra, bu sayıda -yine deprem öyküsü olan- bir Köy Enstitüsü ile, Samsun Akpınar ile devam ediyoruz. Köy Enstitüleri üzerine doktora çalışmasına devam eden Esra Eken Güney bize Akpınar’ı sadece bir gezgin gözüyle anlatmakla kalmıyor aynı zamanda Köy Enstitüsü ruhundan izleri taşımaya devam eden bu yeri bir uzman bakışıyla da inceliyor. 1943 tarihli 7.2 şiddetindeki Vezirköprü depremini hasar almadan atlatan ve o dönem depremzedelere de ev olan bu yerleşke, Mimar Leyla Turgut’un eseri olmasıyla mimarlık tarihi açısından ve özgün Köy Enstitüleri yapılarını barındırmasıyla kırsal mimarinin ender bir örneği olması bakımından günümüzde de önemini koruyor. Gitmenin, görmenin, kültürel mirasımızın değerlerini takdir etmenin korumanın ilk adımı olduğunu hatırlatıyor, Esra Eken Güney’e bizlere yeni bir modern rotayı tanıttığı için teşekkür ediyoruz. 

Bölüm Editörü: Prof. Dr. Figen Kıvılcım Çorakbaş
Bursa Uludağ Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü

Köy Enstitüleri, 1940’lı yıllarda, nüfusun büyük çoğunluğunun yaşadığı köylerde çalışacak eğitmenleri yetiştirmek amacıyla Türkiye’nin 21 bölgesinde kurulmuş yerleşkelerdir. Her ne kadar ülke genelinde okuryazarlık seviyesinin yükselmesi ana hedef olsa da cumhuriyet ile gelen modern yaşam ilkelerinin mekansal ve düşünsel olarak yansıtılmasıyla köy enstitüleri, köylü için bölge ölçeğinde rehber kurumlar olmuştur. Bu nedenle, her bir yerleşke özenle tasarlanmış ve birer eğitim kurumundan çok bölgesel kalkınmanın katalizörü haline gelmiştir. 

Bazı enstitüler, hiçbir yapının olmadığı arazilerde kurulurken, bazıları ise, 1930’larda aynı hedefle daha az bölgede açılmış, eğitmen kursları ve köy öğretmen okullarının devamı olarak eğitim hayatına başlamıştır. Arşiv belgelerinden ve mezunların anlatılarından edinilen bilgilere göre, Samsun’un Ladik İlçesi’nde 1940 yılında kurulmuş olan Akpınar Köy Enstitüsü de eğitmen kursu geçmişi olan bir enstitüdür. Ancak, genel durumun aksine, eğitmen kursunun bulunduğu Kamlık Köyü’nün altyapı yetersizlikleri, çetin iklim koşulları ve ulaşım zorlukları göz önüne alınarak, enstitü için 20 km güneydoğuda yer alan Akpınar mevkii tercih edilmiştir. 

2022 yılının Mayıs ayında, Akpınar için Ankara’dan yola çıktığımızda, yol üzerinde pek çok yerel lezzeti tatma ve Karadeniz’e yaklaştığımızı gösteren ormanlarıyla temiz havaya içimize çekme imkanı bulduk. Sırasıyla Kırıkkale, Çorum, Merzifon ve Havza’dan geçtikten sonra, Ladik tren istasyonunun da bulunduğu, Doruk Köyü kavşağından sağa dönerek Akpınar Yolu’na ulaştık. Bu yol üzerinde, yaklaşık 10 km sonra sizi Ambarköy Açık Hava Müzesi karşılamaktadır. Kaymakamlık girişimleriyle, 2013 yılında tamamlanan ve 14.000 metrekarelik alana yayılan bu müzede, Ladik gibi pek çok Karadeniz yerleşiminde görülen ahşap mimari örnekler sergilenmektedir. En eski yapının 17. yüzyıla tarihlendiği müzede; ambar, değirmen, sergen, saat kulesi gibi tüm yapılar özgün olup, bağış usulüyle köylerden toplanarak buraya taşınmıştır. İlçenin ormanlarla kaplı köyleri, Ladik Gölü çevresindeki rekreasyon alanları, tarım alanlarını sulayan Yeşilırmak’ın kolları gibi tabiat güzelliklerinin yanında, açık hava müzesi de bölgenin turizm potansiyeline katkı sağlamaktadır (Resim 1, 2). 

Resim 1. Ladik Gölü ve çevresi. 
Resim 2. Ambarköy Açık Hava Müzesi.

Ambarköy Açık Hava Müzesi’nden kuzeye doğru devam edildiğinde, birçok enstitü yerleşkesinin girişinde görülen anıtsal bir giriş, bugün Akpınar Fen Lisesi olarak kullanılan yerleşkede sizi karşılamaktadır. Ancak yerleşkeye ait eski fotoğraflardan, bu giriş yapısının özgün yerleşke girişinin konumundan farklı bir noktada, tamamen farklı bir form ve teknikle inşa edilmiş olduğu görülmektedir (Resim 3, 4).    

Resim 3, 4. Akpınar Fen Lisesi yerleşkesi girişi (solda) ve Akpınar Köy Enstitüsü’nün 1940’lı yıllardaki girişi (sağda) (İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği).

Yerleşkeye ait eski fotoğraflardan, giriş yapısının da yer aldığı, doğu-batı doğrultusunda uzanan yolun enstitü döneminde ana aks olarak tasarlandığı görülmektedir. Günümüzdeki giriş yapısının yer aldığı kuzey-güney doğrultusunda uzanan aksın ise, enstitü kapandıktan sonra açılmış olan karayollarıyla yerleşkenin bağlantısını sağlamak amacıyla oluşturulduğu düşünülmektedir. İki yanında ağaçların yer aldığı mevcut giriş kapısından girilip kuzeye doğru ilerlendiğinde, binaların büyük kısmını görme imkanı sunan, bugün meydan olarak kullanılan geniş bir alan karşılamaktadır. Ağaçlarla kaplı meydanda yer alan süs havuzu ile ilgili olarak, okul idarecilerinden edindiğimiz bilgilere göre, her yıl sonunda mezun olan öğrenciler bu havuza atlayarak mezuniyetlerini kutlamaktadır. Enstitü kapatıldıktan sonra, ilk öğretmen okulu döneminde inşa edilmiş olan havuzda böyle bir geleneğin çok uzun zamandır devam ettiği, ilk öğretmen okulu mezunlarının anlatılarından da anlaşılmaktadır.  Havuz çevresinde ise enstitü döneminde yurt dışından ithal edilen, atölyelerde ve tarım arazilerinde kullanılan birçok alet sergilenmektedir (Resim 5). Hatta birçoğunun üzerinde markasını ve geldiği ülke adını okumak hala mümkün. Dönemin koşulları düşünüldüğünde, bu aletlerin enstitü yerleşkelerinde öğrenciler tarafından kullanılması bile köy enstitüsü projesinin ne kadar ilerici ve modern projeler olduğunu göstermektedir. Meydan çevresinde diğer dikkat çeken eleman ise, adını enstitünün kurucu müdürü Nurettin Biriz’den alan Biriz Çeşmesi’dir. Birçok eski fotoğrafta da görülen çeşme hala bu isimle anılmaktadır (Resim 5).  

Resim 5. Okul meydanında yer alan havuz ve enstitü döneminde kullanılan bir alet. 
Resim 6. Biriz Çeşmesi ve yanında yer alan yakın zamanda restore edilmiş sosyal bina. 

1940 yılının Temmuz ayında tuvalet, yatakhane, okul gibi aciliyeti olan binaların inşasıyla başlayan yapılaşma süreci, yerleşke için ilan edilen mimari yarışmada birinci olarak seçilen Leyla Turgut’un projesine bağlı kalarak devam etmiştir. Yığma tuğla sistemle, tek katlı olarak inşa edilmiş olan enstitü binaları, doğu-batı doğrultusunda uzanan ana aks etrafında dizi halinde kurgulanmıştır. Arşiv belgelerinde, 1943 yılında merkez üssü Ladik olan ve 4000 kişinin hayatını kaybettiği 7.5 büyüklüğündeki depremde bazı enstitü binalarının zarar gördüğü ve onarımı için bakanlıktan ayrı bir bütçe talep edildiği yer almaktadır. Dönemin Samsun Fen İşleri Müdürü, Tevfik İleri, enstitü binalarının deprem sonrası durumuyla ilgili gözlemlerini anlattığı raporda, enstitü binalarının mühendislik hesaplamalarından uzak bir şekilde inşa edildiği ve özellikle fay hattı üzerinde yer alan yerleşkelerde karkas yapım sistemine geçilmesi gerektiğini söylemektedir. Yerleşkede enstitünün kapandığı 1954 yılından sonra inşa edilen yapıların betonarme karkas sistemle inşa edildiği görülmektedir. Ancak bu eğilimin nedeninin İleri’nin önerileri mi yoksa çimento ve demir kullanımının tüm ülkede daha yaygın hale gelmesi mi olduğu tartışmaya açıktır. 

Az sayıda olan mevcut okul binası, spor salonu ve çok katlı yurt binası gibi yeni binalar ise hem betonarme yapım tekniğiyle hem de yüksek kat sayısıyla enstitü binalarından rahatlıkla ayrışmaktadır. Birçok enstitüde görülen, derslikler, atölyeler, lojmanlar, yatakhaneler, ahır ve depolama binaları, revir, hamam ve çamaşırhane gibi farklı fonksiyonlardaki binaları, Akpınar’da da görmek mümkündür. Ancak bu binalardan bazıları yıkılmış, birçoğu ise kullanılmamaya bağlı olarak gelişen yapısal bozulmalara ve malzeme deformasyonlarına rağmen zamana direnmektedir. Tüm binalar sade cephe organizasyonları ve fonksiyonun gerekliliklerine göre şekillenen plan şemalarıyla son derece mütevazi yapılardır. Örneğin, ana aksa dik olarak uzanan atölye binaları tek büyük bir mekandan oluşurken, aksa paralel uzanan derslik binaları ise, giriş koridoruna bağlanan sınıflar dizisinden meydana gelmektedir (Resim 7). İkiz ya da tekil olarak inşa edilen lojman binaları ise, merkezde yer alan giriş holüne bağlanan mutfak, banyo, tuvalet, yatak odası ve balkona sahip oturma odasıyla modern yaşam standartlarının örneğini sergilemektedirler. 

Enstitü binaları içinde, en dikkat çekici yapılardan biri hamam ve ona bağlı çamaşırhane olarak inşa edilmiş L plan tipli binadır (Resim 8). Her ne kadar plan organizasyonunda geleneksel hamam bina tipine bağlı kalınsa da yığma taş sisteme sahip cephe duvarlarının aksine kubbenin betonarme olarak inşa edilmiş olması, enstitülerin “geleneksel mimari” ile “modern mimari” arasındaki konumunu açıkça göstermektedir. Bu birlikteliğin birçok enstitüde tekrarlanmasına bağlı olarak, enstitüler arasında kendilerine özgü, ortak bir mimari dilin oluştuğu söylenebilir. 

Resim 7. Enstitü döneminde tek mekanlı olarak inşa edilmiş olan atölye binası. 
Resim 8. Enstitü döneminde inşa edilmiş olan, yığma taş duvarlar üzerinde yükselen betonarme kubbeye sahip hamam yapısı. 

Yerleşkede dikkat çeken diğer bir yapı ise, “köşk” olarak adlandırılan, kuzeyde eğimin arttığı alanda yer alan tek katlı yapıdır. Aynı fonksiyona sahip olmaları nedeniyle grup binalar olarak konumlanan, atölye, derslik, lojman gibi yapıların aksine, köşk binası Biriz Çeşmesi’nin arkasında tekil olarak inşa edilmiştir. Ziyaretimizde neden “köşk” olarak adlandırıldığını okul idarecilerine sorduğumuzda, bu binanın enstitü döneminde misafirhane olarak kullanıldığını, hatta İsmet İnönü’nün köy enstitülerine yaptığı gezi programında yer alan Akpınar’a geldiğinde bu binada konakladığını söylemişlerdir. Arşivlerde yer alan bazı belgelerde, 1943 depreminde her ne kadar bazı enstitü binaları hasar alsa da öğrencilerin depremzedelere yardıma hazır olduğu ve depremzedelerin konaklaması için kütüphane binasının misafirhaneye dönüştürüldüğü belirtilmektedir. Bu bilgiler, köşk binasının depremden önce kütüphane, sonrasında ise misafirhane olarak kullanılmış olabileceğini düşündürmektedir. Merdivenle ulaşımın sağlandığı binaya giriş, yerleşkenin doğusuna bakan ve güzel bir doğa manzarası sunan yarı açık mekandan sağlanmaktadır (Resim 9 ve 10). 

Resim 9. Ağaçlarla çevrili köşk binasının yerleşke meydanından görünümü. 

Enstitü binalarından üç bina hariç hepsi terk edilmiş durumdadır. Bu üç binanın da yakın zamanda mezun öğrencilerin ve bakanlığın desteğiyle restore edildiği bilinmektedir. Her ne kadar yığma tuğla ile inşa edilmiş binaların dış cepheleri, taş malzemeyle kaplanarak, yığma taş tekniğiyle inşa edilmiş gibi bir yanlış algı yaratılsa da, kullanım devamlılığı amaçlanarak restorasyon girişimlerinin olması hem Akpınar için hem de diğer enstitüler için umut vericidir. Bu binalardan lokal binası sanat atölyesine, bir derslik binası konferans salonuna, diğer derslik binası ise Bölge Koruma Kurulu’nun aldığı kararla “eğitim müzesi”ne dönüştürülmüştür. Enstitü döneminde kullanılan kitaplardan laboratuvar aletlerine, müzik aletlerine kadar geniş yelpazede malzeme bulunan ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bu müze hafta içi tüm ziyaretçilere ücretsiz olarak hizmet vermektedir (Resim 10). 

Resim 10. Köşk binasından yerleşkenin doğusuna bakış ve öğretmen lojmanları. 

Bilindiği üzere, “iş içinde, iş aracılığıyla, iş için” anlayışının egemen olduğu köy enstitülerinde eğitim-öğretim programı, matematik, Türkçe, tarih, coğrafya gibi temel derslerin yanında, atölye dersleri ile tarım ve hayvancılık derslerini de içermekteydi. En önemlisi bu dersler teorik olarak değil, üretime ve tüketime yönelik pratik olarak, alanında uzman eğitmenlerin yönlendirmeleriyle işlenmiştir. Enstitüler döneminde, öğrencilerin gerçekleştirdiği üretimlerden maddi kazanç sağlanmak ve bölgesel dayanışmayı güçlendirmek için her enstitü bünyesinde öğrenciler tarafından yönetilen kooperatiflerin kurulduğu bilinmektedir. Akpınar’da enstitü binalarının büyük çoğunluğunun konumlandığı ana aksın kuzeyi daha çok gölgelik ağaçlar ve arıcılık faaliyetleri için ayrılırken, Akpınar Deresi’nin geçtiği güney bölge ise tarım faaliyetleri için ayrılmıştır. Ancak günümüzde, tıpkı enstitü binaları gibi bu alanlar da kullanılmamaktadır ve bozkır görünümündedir (Resim 13). 

Resim 11. Eğitim müzesinin ana akstan görünüşü (solda) ve müzede sergilenen araç ve gereçler (sağda)

Özellikle 2000 yılından sonra, mevcut değerleri göz önüne alınarak birçok enstitü yerleşkesi kültür varlığı olarak tescillenmiştir. Akpınar da bunlardan biridir. Ancak tescil kararlarının genelde binaların bulunduğu parseller için alınmakta ve tarım alanları dahil edilmemektedir. Halbuki belki de yerleşkelerin en önemli parçaları, cumhuriyet tarihinde pratik eğitimin ve tarım eğitiminin ilk kez denendiği açık alanlardır. Akpınar, kullanılmasalar bile, açık alanların bütünlüğünün halen korunduğu, bazı binaların onarılarak yeniden işlevlendirildiği bir yerleşke olarak, bütüncül koruma ve sürdürülebilir kullanım potansiyeline sahiptir. Umuyoruz ki, ilerleyen yıllarda, tüm bu değerleriyle, her bir öğrencinin bıraktığı izi yerleşkede görebilmek ve o dayanışma ruhunu hissetmek mümkün olacaktır.