Mekan Üreticisi Olarak Çocuk Esirgeme Kurumu: Çocuk Sarayı ve Atatürk Çocuk Yuvası

Yazı dizimizin bu bölümünde ODTÜ Mimarlık Tarihi Programı Doktora Öğrencisi Duygu Tekin’in kaleminden Ankara’nın Ulus ve Keçiören semtlerinde çeşitli dönemlerde inşa edilerek ve birbirine eklemlenerek oluşmuş Çocuk Esirgeme Kurumu yapı ve yerleşkelerinin hikayesine kulak veriyoruz. Her iki konumdaki yapı ve yerleşkeler günümüzde kentin oldukça merkezinde yer alan ve birçok okuyucunun fark etmeden yanından veya yakınından geçtiği mekanlar olabilir. Modern mimari miras ile ilgili olarak bu yazı sayesinde bir kez daha hatırladığımız iki önemli nokta bu miras türünün oluşumunda kurumların mekansal politikalarının önemli rolü ve modern mirasın fark edilmesi için ön bilgilendirme ve tanıtımın önemi. Eğer Ankara’nın Ulus ve Keçiören semtlerine bir gezi düzenleyerek bu yapıları arayacak olursanız yapıların hassas ve önemli işlevlerinden dolayı içeriye girmeden dışarıdan algılayabileceğiniz yapılar olduğunun altını çizelim. Bu kısıta rağmen, modern kentin gelişiminde önemli bir yapı taşı olduğuna inandığımız bu yapı ve yerleşkelerin tarihini bilerek bugünkü durumunu göreceğimiz bir kent gezisi bize Ankara’nın kendine has modernleşmesini kavrayacağımız ve deneyimleyeceğimiz yeni sayfalar açacaktır.
Bölüm Editörü: Prof. Dr. Figen Kıvılcım Çorakbaş
Bursa Uludağ Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü


“30 Haziran 1921 tarihinde Ankara’da Hakimiyeti Millîye matbaasının, bütün mefruşatı bir masa ve on kadar sandalyadan ibaret olan perdesiz küçük bir odasında tesis edil[en]” (1) Himaye-i Etfal Cemiyeti —1935’te alacağı yaygın bilinen adıyla Çocuk Esirgeme Kurumu—, 1981 yılına dek, kamu yararına çalışan dernek statüsünde sürdürdüğü çalışmaları için ülke genelinde çeşitli işlev, ölçek ve nitelikte pek çok mekan üretecekti (Resim 1), (2) .
Bugün dönüp baktığımızda, kurumun merkez aldığı başkent Ankara’da yıllar içinde ürettiği mekanların kentin modern mimarlık serüvenine ortaklık ettiğini, bize ülke ve kurum tarihiyle iç içe bir mimarlık tarihi öyküsü anlattığını görüyoruz. İdare merkezi yapıları, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları, çocuk bahçeleri, sağlık kuruluşları, kira apartmanları… Ankara’ya yayılmış bu mekânların bir kısmı artık mevcut değil, yaşamını sürdürenler ise kentin bugünkü hızı içinde silikleşmiş halde. Ulus’ta, Anafartalar Caddesi üzerinde yer alan Çocuk Sarayı kompleksi ve Keçiören’de bulunan Atatürk Çocuk Yuvası yerleşkesi, işte bu yaşamını sessizce sürdürenlerden. Bu yazıda onları birlikte ziyaret ederek öykülerine kulak vereceğiz.
Günümüzde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kullanımında olan Çocuk Sarayı kompleksi ve Atatürk Çocuk Yuvası yerleşkesini kentlinin ziyaret etme olanakları ne yazık ki oldukça sınırlı. Aynı şekilde, bugün, yapıların fotoğraflanması da pek mümkün değil. Bu sebeple gezimize çoğunlukla tarihsel belge ve fotoğraflar rehberlik edecek.
Anafartalar Caddesi’nin hızlı akan yaya ve araç trafiğine kapılarak, kaldırıma cephe veren dükkanlar arasında yapısal bütünlüğünü fark etmeden defalarca yanından geçip gittiğimiz Çocuk Sarayı kompleksi ile başlayalım. Yapı kompleksinin bulunduğu arsa kentin 1916 yangınıyla tahrip olmuş bölümünde yer alır. Cumhuriyetin erken yıllarında bölge hızla gelişecek, cadde kısa zamanda kentin önemli merkez akslarından biri haline gelecektir. Öyle ki, 1925 yılında Çocuk Esirgeme Kurumu, Tarihi Şengül Hamamı yanında yer alan ilgili arsanın derneğe terki talebini meclis gündemine taşıdığında itirazlarla karşılanır. Kimi milletvekilleri “şehrin ortasındaki” milli emlağa ait bu çok değerli arsanın çocuklara yönelik işlevler için kullanılmak üzere bir derneğe bedelsiz olarak verilmesine karşı çıkarlar. Kurumun bu arsayı talep etmesinin sebebi ise tam da bu merkezi konumudur. Burada inşa edecekleri yapılar yalnız idari merkez olmakla kalmayacak, kurumun çocuk sağlığı ve yetiştirilmesi konusundaki hizmet ve ideallerini tüm kentli ile paylaşacağı bir odak haline gelecektir (Resim 2).
Bugün Tarihi Şengül Hamamı’nın yanındaki merdivenlerden Anafartalar Caddesi’ne çıkarken hemen solumuzda kalan yapı, kurumun —düşük bir ücret karşılığında milli emlaktan almayı başardığı— arsa üzerinde inşa ettirdiği ilk yapıdır. Projesi yarışma yolu ile elde edilerek Mimar Arif Hikmet (Koyunoğlu) tarafından üretilen yapı, mimarın daha sonra tasarlayacağı Türk Ocağı ve Eskişehir Camii binalarında daha anıtsal biçimde kullandığı mimari üslubun alçakgönüllü bir örneğini sergiler (Resim 3). Yan yana sıralanmış üç birimden oluşan yapı, birimlerin hem ayrı ayrı hem de birlikte kullanılmasına olanak sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. Böylelikle, kurum gerektiğinde bazı birimleri kiralayarak çalışmaları için gelir elde edebilecek ve istediğinde tüm yapıyı yeniden kendi çalışmalarına göre uyarlayabilecektir. Çocuk Sarayı olarak adlandırılan bu yapı, kurumun merkez idaresi yanında, uzun yıllar, sağlık üzerine yoğunlaşmış çeşitli işlevler barındıracaktır. Gebe ve çocuk ölümlerinin önüne geçilmesi ve çocukların sağlıklı yetişmesi gerekliliğini öncelikli bir çalışma alanı olarak önüne koyan kurum bu yapıda, gebelik ve yenidoğan kontrollerinin yapılması, çocuk hastalıklarına karşı aşılama ve çocuk diş tedavileri için klinikler, temiz süt ve sağlıklı gıda üretilerek bunlara erişimi olmayan anne ve çocuklara dağıtılması için sterilizasyon tesisi ve aş evi, su tesisatı bulunmayan eski evlerde yaşayanların kullanımına sunulmuş modern umumi banyolar, çocuk sağlığı ve yetiştirilmesi hakkında ailelere verilecek eğitimler için düşünülmüş bir konferans salonu oluşturur. Yapının arkasındaki dolgu alanın da, oluşturulan çocuk bahçesi, spor alanı ve yüzme havuzu ile çocukların bedensel ve ahlaki gelişimine katkıda bulunması amaçlanır.


Kompleksin ikinci yapısı olan Himaye-i Etfal Apartmanı ise 1928 yılında Çocuk Sarayı’nın hemen kuzeyinde, bugün ayakta olmayan üçüncü bloğa bitişik olarak inşa edilir. Mimarı kesin olarak bilinmeyen apartman yapısı Mimar Kemaleddin Bey tarafından tasarlanan II. Vakıf Apartmanı ile dikkat çekici ölçüde biçimsel benzerlik gösterir (Resim 4). Kuruma kira geliri elde etme amacıyla inşa edilen yapı ilerleyen yıllarda çok sayıda hekimin muayenehanesine ev sahipliği yapacak, böylelikle Çocuk Sarayı çevresi, özellikle çocuklara yönelik, sağlık hizmetleri konusunda kent içinde bir odak haline gelecektir.
1930’larda Çocuk Esirgeme Kurumu mevcut yapılarının kuzeyinde, Anafartalar Caddesi ile Denizciler Caddesi arasında uzanan bitişik arsayı da satın alır ve 1936 yılında, gelir elde etme amacıyla kullanılacak yeni bir yapı için mimari yarışma projesi açar. Yarışma sonucunda, Abidin Mortaş’ın birinci seçilen projesi uygulanır. Mortaş’ın Yeni Mimari yaklaşımını takip eden yalın cephe tasarımı, köşeli balkonlarıyla mimarın diğer yapıları ile dil birliği kurarken, Türkiye mimarlığında son birkaç yılda yaşanan değişiklikleri de hemen yanında yer alan kurum yapıları ile kurduğu tezatlık ile gözler önüne serer. Yapı, kurumun talep ettiği, —apartman daireleri, sinema salonu ve kapalı havuz içeren— yoğun programı sağlayabilmek için üzerinde bulunduğu eğimli araziyi farklı kotlara oturan üç ana bölüm halinde tasarlanmıştır(Resim 5, 6). Çocuk Esirgeme Kurumu bu yeni binasında da benzer bir model izleyerek yapının bir kısmını kiralarken bir kısmını kendi çalışmalarında kullanacaktır. Apartman dairelerinin bulunduğu kısımda okul öncesi ve okul çağındaki çocuklar için gündüz bakım evi oluşturulacak, bir işletmeci tarafından kiralanmadığı zamanlarda sinema salonu ve kapalı havuz çocukların kullanımına tahsis edilecektir.


Kompleksin son yapısı, Çocuk Sarayı binasının yıkılan kuzey bloğunun bulunduğu alanda, düzenlenen bir başka yarışma yoluyla elde edilen 1965 tarihli ve Cengiz Bektaş, Vedat Özsan ve Oral Vural imzalı proje uyarınca 1967 yılında inşa edilir (Resim 7). Çocuk Esirgeme Kurumu Çarşısı ve İş Hanı ismini alan ticari yapı, tıpkı ülke, başkent ve kurum için olduğu gibi Türkiye modern mimarlığı için de pek çok şeyin değiştiği son otuz yılı, kompleksin diğer yapıları ile gösterdiği ölçek, biçim, yapı teknolojisi ve işlev farklılıklarıyla ifade eder. Bu yapının inşa edildiği dönemde Çocuk Sarayı kompleksi genelinde çocuğa yönelik hizmetlerin azalmış olduğu, kompleksin idari ve ticari fonksiyonlarının baskın hale geldiği anlaşılır.
Günümüzde hâlâ ayakta olan bu dört yapıdan oluşan Çocuk Sarayı kompleksi, 1925 yılından bu yana neredeyse yüz yılı bulan süreçte yaşanan değişikliklerin bir sonucu olarak hem yapısal hem de işlevsel dönüşümler geçirmiş, okunurluğunu yitirmiş olsa da hem Ankara kent ve mimarlık tarihi hem de Türkiye çocukluk tarihi için belge niteliğini koruyor. Bu anlamda, yapıların salt Türkiye modern mimarlığının önemli ürünleri olmalarıyla değil, sahne oldukları yaşantı ile de hatırlanmaları ve kent belleğine geri kazanılmaları önem taşıyor.


İkinci durağımız Keçiören, Atatürk Çocuk Yuvası yerleşkesi. Çocuk Esirgeme Kurumu’nun eski bir bağ evi arazisine yıllar içinde inşa ettiği yapılarla şekillenen bu yerleşkenin tarihi de yine 1925’e uzanıyor. Çocuk Sarayı için merkezi bir konum seçen kurumun, kimsesiz çocukların barındırılması için tercih ettiği bu arazinin kente uzak konumu bize kuruma ve mekan üretimi pratiklerine dair yeni detaylar anlatacak. Öte yandan, detaylar yeni olsa da öykünün çekirdeğindeki sağlık vurgusu sabit. Kurumun Keçiören tercihinde, dönemin çocuk sağlığı ve yetiştirilmesi anlayışında önemli yer tutan temiz hava ve bol gün ışığı, temiz ve bol su ve gıda ve “yaşayan hareket demek” (3) olan çocuğun serbestçe gezip koşabileceği geniş alan vurgusu kadar, kurum kurucusu ve başkanı Doktor Fuat (Umay)’ın 1923 yılında gerçekleştirdiği Amerika gezisinde yerinde incelediği çocuk koruma tesislerinin etkisini de görmek mümkün. Hepsi kent merkezinin uzağındaki nezih semtlerde, yeşillikler içinde, geniş alanlara yayılmış olan bu yerleşkelerin Doktor Fuat Bey üzerinde bıraktığı olumlu izlenim, yazları sıtmadan uzak geçirmek isteyen Ankara halkının kültüründe sağlık ile özdeşleşmiş Keçiören’de bulunan boş bağ evlerinin kentin yeni sakinleri için yerleşime elverişli bir alan olarak ortaya çıkmasıyla (4) birleşince, çocuk yuvasının burada konumlandırılması anlam kazanıyor.


Bağlarla çevrili, geniş, yeşil arazinin hakim konumunda yer alan üç katlı bağ evi, önündeki süs havuzu ve iki tarihi çeşmesi ile kurumun yıllardır planladığı bebek pavyonunu kurması için oldukça elverişlidir (Resim 8, 9). 1930 yılına kadar iki yeni bina daha inşa edilecek, böylece korumaya alınan çocukların sayısı ve yaş grupları artırılacaktır. Yerleşkenin ilk beş yılı içinde inşa edilen bu iki binanın kurumun Ulus’ta inşa ettirdiği yapılardan ayrılan ve Amerikan neo-kolonyal konut mimarisini andıran biçimsel özellikleri mimarlık tarihi tartışmaları için yeni sorular ortaya atarken, geniş pencere ve balkonlarının dönemin çocuk mekanı ile güneş ve temiz havayı eşleştiren algısını desteklediği görülür (Resim 10). Arazi topografyasının uygunluğuna göre konumlandırıldığı anlaşılan ve nizamiye ile bağ evi arasındaki alanda yer alan bu yapılar, önlerinde oluşturulan oyun ve güneşlenme alanları, meyve ağaçları ve yürüyüş yolları ile örülü bir yerleşke kurgusu oluşturur. 1939 yılında bağ evinin hemen yanında inşa edilen Umay Pavyonu (4) binasının mimarı bilinmemekle birlikte, yapı projesinin yarışma yolu ile elde edildiği gazete ilanlarından takip edilebilmekte, biçimsel özellikleri ile Yeni Mimari anlayışının nitelikli bir örneği olduğu görülmektedir (Resim 11, 12, 13). Yine Çocuk Sarayı kompleksindeki inşaat takvimiyle eş zamanlılık göstererek yerleşkedeki bir sonraki pavyon yapısı 1963-1965 yılları arasında inşa edilir. Y. Mimar Erkan Yılal tarafından projelendirilerek, yerleşkenin kuzeyinde, diğer pavyonların biraz uzağında konumlandırılan bu yapı, öncüllerinden ölçek ve mimari üslup bakımından gösterdiği farklılıklar ile dikkat çekse de cephe boyu uzanan balkonları ve geniş cephe açıklıkları ile mekânsal kurgunun temel ögelerini sürdürdüğü görülür (Resim 14). Yerleşkede bu pavyon yapıları yanında, çocuk bakımı eğitimi verilen bir Bakıcı/Hemşire Okulu binası, bir kültür merkezi yapısı ile yemekhane, marangozhane, kümes, ağıl gibi destekleyici mekânlar bulunmaktadır.


Yıllar içinde inşa edilmiş bu yapılar arasından, bugün 1940-1963 arası bilinmeyen bir zamanda yıkıldığı anlaşılan bağ evi ve geçtiğimiz sene yıkılan 1965 inşa tarihli son pavyon yapısı dışındakilerin, zaman zaman ihtiyaçlar doğrultusunda değişikliklere uğramış olsalar da özgün yerleşke kurgusu içinde yaşamlarını sürdürdükleri görülür. Son yüz yılda etrafındaki bağ evi dokusu tahribata uğrayan yerleşke, günümüzde yüksek katlı konut dokusu arasında kalmış, yüksek duvarlar ardında saklı yeşil bir vaha görünümündedir. (Resim 15) Öte yandan, Türkiye çocuk koruma tarihinin yerleşke sakinleri için her zaman bir cennet sunmadığını aşikâr kabul etmek gerekir. Kuruluşundan bugüne Çocuk Esirgeme Kurumu’nun niyetlerine ve eylemlerine eşlik etmiş ve yakın zamana kadar kurumun SHÇEK tarafından devralınarak devam ettirilen mirasının protokol tesisi olan bu yerleşkenin, geçen sene kimse duymadan yıkılıveren son pavyon yapısı gibi gözlerden ırak şekilde varlığını yitirmemesi ve mimarlık tarihinin ötesinde Türkiye çocukluk tarihine konu olabilmesi için kentli gündemine taşınması büyük önem taşır (6).



REFERANSLAR VE NOTLAR:
- Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumunun Küçük Bir Tarihçesi 1921-1939. (1940). Resimli Ay.
- Dernek 1981 yılında kapatılmış, çalışmaları gibi mülkleri de Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu ismiyle oluşturulan yeni devlet kurumu tarafından devralınmıştır.
- TÇEK Çocuk Yuvaları Talimatnamesi Taslağı. (1943). Ankara.
- 1920’lerin başında Ankara’nın başkent oluşuyla nüfusu hızla artar ve kent merkezi konut ihtiyacını karşılamakta oldukça yetersiz kalırken, 1916 Ankara Yangını ile kenti terk etmeye zorlanan Ermeni ve Rum ailelerin arkasında bıraktığı boş bağ evlerinin uygun ücretlerle elde edilebildiği, kalıcı olarak kullanılan konutlara dönüştüğü dönem tanıklıklarında dile getirilir.
- Umay Pavyonu’na kuruma verdiği hizmetler sebebiyle Fuat Umay’ın soyadı verilmiştir. Öte yandan, Doktor Fuat Bey de soyadını Türk mitolojisinde küçük çocukların koruyucu tanrısı olan Umay anadan almıştır.
- Günümüzde Atatürk Çocuk Destek Merkezi olarak kullanılmakta olan yerleşke ne yazık ki ziyaretçilere ve fotoğraf çekimine kapalı. Barındırdığı çocukların güvenliği için gerekli olan bu önlemler gerçek bir geziyi olanaksız kılsa da yerleşkeyi mimarlık tarihindeki yeri ile ziyaret etmenin bilinirliğini ve kent belleğindeki yerini korumak için etkili olacağını umuyorum.
- 25 Yıl: 1921-1946. (1946). TÇEK.
- Bektaş, C., Özsan, V. & Vural, O. (1965). Çocuk Esirgeme Kurumu Çarşısı ve İşhanı Uygulama Projesi. Cengiz Bektaş Arşivi, SALT Arşivi, TCBPCHD001.
- Çocuk Esirgeme Kurumu Apartman, Sinema, Havuz, Gazino ve Garaj Binası. (1937). Arkitekt, 12(84), 331-336.
- Çuha, N. (1987). TC Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ve Etnografya Müzesi Binalarına Restitütif Bir Yaklaşım.
- Şay, S. (2018). Çocuk Esirgeme Kurumu: Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu ve Ressam Namık İsmail’in İşbirliği [Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi]. Hacettepe Üniversitesi.
- TÇEK’in Küçük Bir Tarihçesi 1921-1939. (1940). Resimli Ay.
- Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu. (1967). TÇEK.



