… Ve Mimarlık Serisi: Mimarlık Okuryazarlığında Disiplinlerarası Ve Eleştirel Okumalar

Ankara merkezli FOL Kitap 2024 yılında mimarlık temalı üç kitap yayınladı: Sinema ve Mimarlık, Çocuk ve Mimarlık, Sanat ve Mimarlık. Kitaplar bir mimarlık serisi projesinin ilk yayınları olarak okuyucuyla buluştu. Serinin danışmanı ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Celal Abdi Güzer’in editörlüğünü yaptığı kitaplar, mimarlık ile farklı disiplinler ve konular arasındaki geçirgenliğe ve etkileşime kendi okuma pencerelerinden bakan bir yazar ailesinin kaleme aldığı metinlerden oluşan, yaklaşık 1000 sayfalık bir külliyat oluşturuyor.
Mimarlık yayıncılığı, tıpkı sanat yayıncılığı gibi, kültür dünyasına ilgi duymayan, bu dünya içinde var olma veya bu dünyanın sunduklarına erişme olanağı bulamayan ya da bu dünyayı toptan yok sayma eğilimindeki birey ve toplulukların azımsanmayacak bir kitle oluşturduğu Türkiye’de, gerek alıcı ve okuyucu ilgisizliği ve yetersizliği gerekse tırmanan maliyetler açısından sürdürülebilirliği riskli bir alan. Dolayısıyla, mimarlık yayıncılığının hala sınırlı bir okuyucu ve yazar kitlesi içinde dolaşımda olduğu; bu anlamda, mimarlık okuryazarlığının büyük ölçüde mimarlık disipliniyle akademi, eğitim ve/veya pratik bağlamında ilişkili bir camiaya atfedildiği düşünüldüğünde, bu üç özgün kitabın ardı ardına yayınlanması ve devamının da geleceğini hissettirmesi mimarlık camiası ve ilgili konuların takipçileri için doğrusu güzel bir sürpriz oldu.
Türkiye’de mimarlık yayıncılığı alanında daha ziyade İstanbul merkezli yayınevleri aktif. Bunların arasında uluslararası bir yayıncılık kurumu olan YEM, Türkiye’de 1968 yılından bugüne mimarlık konulu özgün ve çeviri kitap basan bir yayınevi olarak yayınladığı 300’den fazla kitapla Türkiye’deki mimarlık ortamını bilgi ve tartışma açısından güncel tutuyor. İstanbul merkezli Arketon da kurulduğu 2019 yılından bu yana yayınladığı özgün içeriklerin yanısıra, özellikle modern mimarlığın klasikleri arasında sayılan kitapların çevirilerinden oluşan koleksiyonuyla önemli bir boşluğu dolduruyor (1). Ankara’da mimarlık yayıncılığı alanında iki kurum akla geliyor. Özellikle Cumhuriyet ve Modern dönem odaklı bir dizi özgün araştırmayı mimarlık camiasına kaynak olarak kazandıran 1980 kuruluşlu Arkadaş Yayınevi ve çevirilerin yanısıra önemli bir dizi araştırma ve arşiv çalışmasından gelişen özgün kitap yayınlayan Mimarlar Derneği 1927 (2). Son dönem yayınladığı mimarlık kitaplarıyla artık FOL Kitap da Ankara merkezli bir mimarlık yayıncısı olarak öne çıkıyor. FOL, 2004 yılında kurulmuş nispeten genç bir yayınevi. Kendini şöyle tanımlıyor: “Dili, kelimenin ‘cılız sırtına’ yaslayarak yüceltmeye, anlamın derinliğini artırmaya, tahayyül alanını genişletmeye, düşünceyi kımıldatmaya, hayatla aramızdaki o büyülü mesafeyi çoğaltmaya çalışıyoruz. Tahayyülle gerçek arasındaki ilişki biçimlerinin sonsuz çeşitlenmesi olarak tarif edebileceğimiz yayım faaliyetiyle okura ‘dünya bilgisi’ni sunuyoruz. Geleceği düşünmek; insanlığı anlamak ve geliştirmek için belirleyici bir mihenk taşıdır. Tam da bu kaynama noktasından sesleniyoruz” (3). FOL, 2022 ve 2023 yıllarında Uğur Tanyeli’nin iki kitabını yayınlayarak mimarlık yayıncılığına adım attı. 2024 yılında çıkan “…ve Mimarlık” serisinin üç kitabı ile bu alanda aktif olmaya başladı. Gerek bu dizinin devamında gelecek serinin diğer kitapları gerekse başka mimarlık temalı yayın projeleriyle de mimarlık yayıncısı kimliğini pekiştirmeyi amaçlıyor. Yayıncılık ve kitap okuryazarlığının Türkiye’de ekonomik açıdan giderek zorlayıcı bir meslek, uğraş ve ilgi alanı olduğu düşünüldüğünde, hele bir de hemen her alanda bilgi edinme, ilgi geliştirme ve öğrenerek/okuyarak vakit geçirme ve birikim edinmenin dijital mecralara kaydığı göz önüne alınırsa, FOL gibi, basılı kitap dünyası üzerinden eğitim, kültür ve edebiyat odaklı içerikler oluşturmak ve yayınlamak adeta cesur bir direniş. Mimarlık gibi nispeten özel bir alana el atarak buradan içerik ve kitap projeleri üreten FOL Kitap’ı, bu tercihi ve iradesi nedeniyle kutlamak gerek.
Gelelim kitaplara…
“…ve Mimarlık” serisi konseptinin iki ilginç özelliği var. Bunlardan birincisi içeriklerin oluşma biçimi. Kitaplardaki yazıların bazıları kısmen akademik bir bakış açısıyla, bazıları ise deneme, deneyim, gözlem, yorum, görüş ve tartışma yazısı niteliğinde ele alınmış. Bir başka deyişle, metinler yazarların şekillendirdiği çerçeve, detay, derinlik ve üslupta kurgulanmış. Bu çeşitlilik, şüphesiz, kitapların okuyucu kitlesini çeşitlendiriyor, zenginleştiriyor ve genel okuyucuya yaklaştırıyor. Serinin ikinci özelliği, editörün her kitabın başında yazdığı, o kitabın temasıyla örtüşük bir “arka plan” metni. “Bir Arka Plan Öyküsü” adı altında alternatif bir dizi oluşturan bu metinler, bir yerde, serinin devamındaki kitaplarda yer alacak diğer arka plan anlatılarıyla birlikte, yepyeni bir kitap oluşturmaya aday gözüken içerikler.
Sinema ve Mimarlık…
Kitap, bir kez okunduktan sonra film izlemeyi başka bir deneyime taşıyacak bir içerik sunuyor. Bir film senaryosunun kurduğu örüntü içinde, hikaye ve karakterler kadar mimarlık ve mekânın da tamamlayıcı ve hatta hikaye kurucu bir rolü olduğunun farkına vardıran bu içerik, muhtemel ki, kitabı okuyanların zihninde, her film seyredişlerinde şu soruları tetikleyecek: Kent, mimarlık ve mekana sinematik perspektiften baktığımızda, alışılagelmişin dışında neler görebilir, neleri fark edebiliriz? Ya da sinematik anlatılarda mimarlık ve kent bir taraftan hikâyeye arka plan oluştururken aynı zamanda bu bağlamlara dair bir eleştiri de içeriyor mu? İzlediğimiz filmlerde, kimi zaman kent, mimarlık ve mekan da aslında birer aktör mü, hatta baş rolde mi? Kitap, sinema ve mimarlık arasındaki geçirgen ve temsili dünyaya açtığı on bir pencereden öylesine değişik konuları masaya getiriyor ki, kimi zaman kentten mekana çeşitlenen biçimde ölçekler arası, kimi zaman da 19. yüzyıldan bugüne dönemler arası bir düşünsel ve/veya sanatsal seyahat yaptırıyor. Kitabın kurgusu, tıpkı sinematik kurgu gibi, mimarlığın ana eksen olduğu bir hikayede, farklı birikimlere sahip yazar-karakterlerin şekillendirdiği alt hikaye anlatılarıyla örülüyor; bu hikayeler, başrolü paylaşan sinema ve mimarlık’ın birbirini anlama, zenginleştirme, eleştirme, değiştirme ve dönüştürme ve birbirinden beslenme zeminleri, mecraları ve araçlarına örnek teşkil eden birer alt metin oluşturuyor. Bu anlamda kitabın derleyeni, ya da “yönetmeni” Güzer, tanımlı bir senaryodan hareket etmiyor, disiplinler ve birikimlerarası kapsayıcılıkta bir yazar-karakter profilinin ürettiği metinleri bir araya getiriyor ve bu özgün metinlerin tanımladığı dinamik bir bağlama kılavuzluk ediyor. Bu anlamda, Güzer, metinlerin her birinin eleştirel, yani anlamaya yönelik farklı zeminler kurguladığını, kitabın bundan sonraki hayatına da, yazarları kadar bu zeminlere dahil olan okuyucular ve paylaşımcılarla devam edeceğini belirtiyor. Kendi deyimleriyle, kent-mimarlık-tasarım-sanat kesişiminden ilham alan, eklemlenmeye ve gelişmeye açık “modüler tartışmalar” içeren kitabın, bu interaktif kesişim ekseniyle bir biçimde ilgili genel bir okuyucu kitlesiyle buluşarak gerek kendini gerekse de eleştiri kültürünü “sürdürülebilir” kılmasını bekliyor.
Çocuk ve Mimarlık…
Başlığın bir ölçüde yönlendirdiğinin aksine kitap, çocuklara yönelik mimarlıktan çok daha fazlasını içeriyor. …ve Mimarlık serisinin özgün niteliği olan yazar, konu, derinlik ve dil çeşitliliğinin olanak tanıdığı alternatif okumalara ve tartışmalara bir diğer örnek olarak bu kez çocuğu mimarlık eksenine alıyor. Kitap, çocukların içinde yaşadığımız kenti, yapıları ve mekanları anlama, anlamlandırma ve kullanma biçimleri; tasarımcıların çocukların yaratıcılığı ve sorgulayıcılığını mimarlığa yansıtma ve mimarlık/mekan aracılığıyla destekleme ve geliştirmedeki rolleri ve yaklaşımları; kullanıcıları yoğunlukla çocuk olan eğitim yapılarının çocukların düşün ve algı dünyasını zenginleştirme ve gündelik yaşam pratiklerine dahil ederek sosyal birey olmalarına ortam hazırlamadaki araçsallığı; psikoloji-sanat-mimarlık-çocuk ekseninde kimlik, algı, farkındalık, düşleme, keşif, yaratıcılık ve tasarım; çocuklar ve gençler için mimarlık yayıncılığı; oyunun çocuğun yaşam dünyasındaki rolü; kentsel mekanların çocuk açısından kullanımı ve erişebilirliği; çocuklara kenti ve mimarlığı öğretmek ve çocukların kent ve mekan algısı gibi farklı ama birbiriyle dirsek teması içindeki konulara dair, kimi zaman beklenmedik çerçevelerde, uzmanlık, birikim ve deneyim anlatıları sunuyor. Kitabın editörü Güzer’in kitapta yer alan kendi yazısının son sözünde altını çizdiği gibi, “İçinde yer aldığı fiziksel ortam çocuğun gelişimini, kültürel birikimini, yaratıcı ve eleştirel düşünce ile kurduğu ilişkiyi doğrudan etkiler. Farklı mekanları, onlar içinde yer alabilecek etkinlikleri görmek, yapılı çevreler üzerinden farklı kültürlerin ve tarihi geçmişin izlerini deneyimlemek alternatif bir eğitim ortamıdır”. Bu kitap, bir yandan kenti ve yapılarını en az biz yetişkinler kadar kullanan çocukların kendi yaşam pratiklerinden kesitler sunuyor. Öte yandan, çocukların yaşama, kente ve mimarlığa dair deneyimlediklerini düz mantıkla anlamlandırdıklarını ve bu çoğu zaman bu deneyimlere dayalı olarak sordukları sorularla da, aslında, merak ettikleri konulara doğrudan eleştirel bir bakış getirdiklerini fark etmemizi sağlıyor. Elbette kitap, dile getirilmemiş onlarca başka konu olduğunu da düşünmemize vesile oluyor. Çocuk ve Mimarlık, henüz yazılmamış bu başka konular için de bir çerçeve ve kaynak oluşturuyor.
Sanat ve Mimarlık…
Serinin üçüncü kitabı olarak buluştu okurlarla. Yine zengin ve çarpıcı konulardan oluşan kitap bu kez sanat ve mimarlık arasında, kimi zaman “Mimarlık sanat mıdır?” sorusunda olduğu gibi, birine diğerinin gözünden örtük bir yer değiştirme perspektifiyle baktıracak kadar güçlü ve tarihe mal olmuş bir birlikteliği ve geçirgenliği irdeliyor. Sanat ve mimarlık ilişkisi, her iki disiplinin ortak üretim, tartışma ve temsiliyet temeli olan tasarım, yaratıcılık ve estetiğe dayalı bir pratik içermesi nedeniyle çok kesişimli. Sanayi Devriminden yapay zekaya dönüşüm; mimarlık ve sanatın süreklilik ilişkisine modern heykel mecrasından bakış; sanat ve mimarlığın erk ve sermaye ilişkisi; “kurulmuş gerçeklik çağında” evrilen sanat; sanat ve mimarlık ilişkisinin dinamikleri, sınırları ve birbirlerine dönüşme potansiyeli; mimarın sanatçılığı; çağdaş sanat müzelerinin sinematik tasvirleri; mimarlık ve sanatta fikri mülkiyet; mimarın küratör rolü ve atmosfer inşası, özel koleksiyon ve çağdaş sergi mekanları gibi perspektiflerden geliştirilen, ilham ve çıkış noktalarını farklı kavram, konu, olay ve aktörlerden alan metinler, okuyucuyu kendi birikimleriyle yakınlaştırabilecekleri, eşleştirebilecekleri veya karşılaştırabilecekleri bir düşünsel bağlama çekiyor. Mimarlık ve sanat, onlarca yeni kitaba konu olabilecek kadar engin birer dünya kavrayan karizmatik bir ikili. Sanat ve Mimarlık, bu deryadan bir tutam lezzetli düşünce, fikir, yorum, tartışma ve derlemeyi önümüze getiren bir çağdaş ve eleştirel okumalar manzumesi.
Sonuç Niyetine
“Mimarlık nedir?” sorusu sorulduğunda alınacak yanıtlar, bu yanıtların kimin tarafından verildiğine bağlı olarak birbirinin aynı olmayacaktır. Ama mimarların verdiği yanıtlarda, şüphesiz, kesişen kavramlar, konular ve öncelikler olacaktır: “Mimarlık gerçeğe ulaşmaktır.” (Louis Kahn), “Benim için mimarlık toplumsal bir eylemdir.” (David Adjaye), “Mimarlık insanlarla ilgilidir.” (Francis Kere), "Mimarlık, hayatlarımızı yaşadığımız sahnedir.” (Mariam Kamara). İşte …ve Mimarlık serisi bu tanımların çizdiği bağlama, yani mimarlık, insan ve yaşamın çok boyutlu, çok katmanlı ve çok aktörlü ortak paydalar dünyasına, farklı disiplinlerin ve anlatı kurucuların gözünden eleştirel bakma ve okuma geleneği inşa ediyor. Serinin ilk üç kitabı bu geleneğin temelini kurdu. Ardından gelecek kitaplar da bu geleneği geliştirecek, mimarlık düşüncesi ve kültürüne dair, sadece uzmanına ve meraklısına değil, genel izleyicisine de yeni seyirler ve keşifler deneyimletecek.



