Vietnam ve Kamboçya: Küllerinden Doğan İki Ülke

Berna Tanverdi

Arşivden: Serbest Mimar, Sayı 50 · 2023

PAYLAŞ

Her seyahat, özellikle uzaklara olduğunda, sadece coğrafi bir yer değiştirme değil aynı zamanda tarih ve kültürün çok boyutlu zenginliğine de bir yolculuk olur. Bazen buruk, bazen eğlenceli ama her zaman ufuk açıcı, ilham verici ve düşündürücüdür. Yaşam tarzı, kültür, dil, yemekler, toplumsal yapı ne kadar farklı ise, her küçük ayrıntı içinde insanı düşünmeye sevk eden, kıyaslatan, ezber bozan sihirli bir güç vardır ve işte o gücün peşinden gitmenin karşı konulmaz heyecanı ve merakı yeni keşiflere, daha uzaklara götürür insanı. Uzaklaştıkça, ‘kabul’ lere yeniden ve farklı gözlerle bakarken, aslında belki de en çok kendimize ve kendi kültürümüze dışarıdan bakabilme fırsatı buluruz. Vietnam ve Kamboçya da, uzakları keşfetme tutkumun peşinde uzun zamandır görmek istediğim, etkilendiğim, unutamadığım ülkeler.

Resim 1. Angkor Wat, Kamboçya.

Mitlerden ve efsanelerden  bahsetmeden bu coğrafyayı anlamak zor, sembollerin anlamlarını araştırdıkça ve günlük hayattaki yansımalarını keşfettikçe de etkilenmemek imkansız. Gelenekler, inançlar ve mitosların dünyası her yerde karşımıza çıkıyor, rengarenk ejderhalar, kaplanlar ve feniksler görkemli tapınak girişlerine büyülü bir hava veriyor. Böylece yerel halkın günlük yaşam ve inanç ritüellerinin sıradan rutinleri bile her aşamasıyla gezgin için ayrı bir merak ve keşif konusu oluyor.

Resim 2. Cam Pho Tapınağı, Vietnam.

Bedensel, ruhsal ve düşünsel dünyalarımızla deneyimlediğimiz her mekan, “gezgin” veya “oralı” olmak farketmeksizin belleğimize işlenir. Mark Auge “mekan” ile “yer” arasındaki temel farkı bireyin varlığına dayandırarak çok güzel açıklar, bireyin mekan ile kurduğu ilişkinin o “mekan”ı “yer” e dönüştürdüğünü söyler. “Yer”e dönüşen mekan ise kimlik, anlam ve nitelik kazanır (1). Mimarlık disiplininde yer ve mekan ilişkisi şüphesiz en çok Norberg Shulz’un yaygınlaştırdığı “genius loci” (yerin ruhu) (2) kavramı ile tartışılmıştır. Shultz için, yer’in ruhu bilimsel ve analitik kalıplarla açıklanamayan, fenomenolojik yöntemlerle ortaya konabilen, “hissedilen”dir. Benzer bir yaklaşımla, Juhani Pallasmaa da, yapıların görünen yüzüne değil, hissettirdiklerine vurgu yapar, sadece göz ile algıladığımız gerçekliğin ötesine, tüm duyularımızla algıladıklarımıza dikkat çeker: “Görme bizi dünyadan ayırır, diğer duyular ise birleştirir. Modernist tasarım genel olarak anlığa ve göze yuva olmuştur; ama bedeni, diğer duyuları ve beraberinde anılarımızı, imgelemimizi ve düşlerimizi evsiz bırakmıştır” (3) der “Retinal Mimarlık ve Plastisitenin Kaybı” başlığı altında (Tenin Gözleri).

Bu açılardan bakıldığında Vietnam ve Kamboçya gibi ülkelerde, görünenin ardındakiler, efsaneler, hikayeler, mitler ve tüm bunların kente, yapılara, günlük hayata yansıması görsel etkilerinden çok daha derin izler bırakıyor. Şüphesiz herkes için bu izler farklı şekillenir. Beni en çok etkileyen bu büyülü kentlerdeki insanların  derin bir huzur ve kabulleniş ile yaşama tutunmaları oldu. Her iki ülkenin de acılarla dolu tarihi savaşlara, sömürge altında geçen uzun yıllara ve bunların sonucu ekonomik ve teknolojik yetersizliklere sahne olmuş. Her şeye rağmen umutlarını kaybetmeksizin çalışarak ve güleryüzle devam etmişler, kin tutmadan, geçmiş ile bağlarını öfke üzerinden kurgulamadan. Kentlerin ve insanların hissettirdiği bu huzur şaşırtmakla birlikte, mutluluğun, yaşama sevincinin, birlik ve beraberlik bağlarının anlamlarını düşünmek, tanımlamak ve yeniden inşa etmek için çok ilham verici.

Vietnam

Vietnam, tarihi boyunca huzur bulamamış bir ülke, önce kendi içindeki hanedanlık savaşları daha sonra Amerika ve Fransa’nın yıllar süren baskısından kurtularak ancak 1976’da bağımsızlığını ilan edebilmiş çok genç bir cumhuriyet. Tüm bu acı dolu geçmişe rağmen, herkes güleryüzlü, saygılı, gece gündüz her saat kentler emniyetli. Adeta tarihlerinde yeni bir sayfa açma heyecanı ve umuduyla yaşıyor Vietnamlılar. Sadece bir önceki nesile “batı”nın yaşattıklarını unutmak mümkün müdür? Hiç sanmıyorum, ama Budizm öğretisinin de etkisi olmalı ki, en azından turist gözüyle kin/nefret hiç hissedilmiyor, öfke gibi olumsuz hislerin yaşam felsefelerine ne kadar uzak ve aykırı olduğu günlük hayatta her an kendini belli ediyor.

Bazen insanlığın “medeni”leştiğine inanmak zor, hala pek çok coğrafyada, insanların kendilerine ait topraklarda huzur içinde yaşamasına izin vermiyor başka bir coğrafyadaki insan topluluğu, ideolojik, ticari, politik ve benzeri sebeplerle.

Vietnam; Taoizm, Konfüçyüs, Ancestorism (atalara tapma), Budizm, Paganizm ve Hristiyanlık gibi tarihi boyunca pek çok farklı inanca ev sahipliği yapmış ve elbette hepsinin izleri, etkileri sadece mimariye değil, yaşamın her alanına yansımış. Farklı inançların renkli dünyaları birbirini ezmeden, silmeden zengin bir tarihi mozaik içinde yerini almış, bir arada var olabilmiş.

Ho Chi Minh (Saigon)

İlk ismini Saygon Nehri’nden alan, Vietnam’ın en büyük kentinin şimdiki ismi, bağımsız Vietnam’ın kurulmasını sağlayan liderleri Ho Chi Minh’den alınmış. Uzun yıllar boyunca sömürge ve savaşların acılarını yaşayan ülkede Fransız işgaline son veren liderin adının anlamı ise “ışık getiren”.

Vietnam’ın en canlı, kalabalık, ekonomik ve politik merkezi olan Ho Chi Minh, Fransız kolonyal mimarisinin etkilerinin en belirgin hissedildiği kentlerden. Özellikle Saigon Opera Binası Fransız sömürge mimarisinin Beaux-Arts etkisindeki en tipik örneklerinden. Yapının aynı dönemde, 1897’de, Fransa’da inşa edilen Petit Palais benzerliği çarpıcı. Ho Chi Minh Halk Komite Binası, yine Fransız sömürge mimarisinin diğer örneği, mimar Paul Gardes tarafından tasarlanmış.

Resim 3. Saygon Opera Binası. 
Resim 4. Halk Komite Binası.

Ho Chi Minh şehrinin en eski tapınaklarından Ba Thien Hau 1770’te yapılmış. Deniz Tanrıçası’na ithaf edilmiş olan Çin Taoist tapınağında, Tao düşüncesine göre girişlerde ejder ve kaplan figürleri ile birlikte uzun ve bereketli bir yaşamın simgesi üçleme yer alır: Fu (bereket), Shou (uzun ömürlülük), Ji (şans).

Resim 5. Ba Thien Hau Tapınağı. 
Resim 6. Ba Thien Hau Tapınağı avlusu. 

Hanoi

Vietnam’ın başkenti Hanoi için Hoan Kiem Göl’ü ve çevresi, fiziki, sosyal ve dini açılardan merkezi önem taşıyor. Gölün çevresi, sabahın ilk ışıklarıyla Tai Chi yaparak güneşi selamlayan Vietnamlıları karşıladıktan sonra, gün içinde de, özellikle gölün ortasında yer alan ve kentin en önemli tapınaklarından olan Ngoc Son’u ziyaret edenlerle her daim kalabalık.

Hoan Kiem Gölü’nde, kırmızı ahşap HUC köprüsü ile ulaşılan Ngoc Son Tapınağı Konfüçyüsçü ve Taocu bilginlere adanmış. 19. yy’da inşa edilmiş olan Ngoc Son, kırmızı ahşap köprüsü ve göldeki yansımalarıyla tüm Hanoi'deki en pitoresk noktalardan biri. Elbette bu yapının da bir efsanesi var: Bu efsaneye göre imparator gölde tekne ile gezerken birden sular açılır ve içinden kaplumbağa tanrı çıkar. Çinlilere başkaldırı sırasında, ejderha tanrısının krala verdiği kutsal kılıcı artık gerek kalmadığı için geri ister ve imparator kutsal kılıcı saygı ile iade eder. 

Resim 7. Ngoc Son Tapınağı. 
Resim 8. Hoan Kiem Gölü.
Resim 9. Huc Köprüsü.

Pagodalar, Budizmi benimseyen Asyalılar’ın Buda’yı ölümsüzleştirmek ve dini mabet yaratmak amacıyla yaygınlaştırdıkları dini yapılardır. Budist inanışında, barış, uyum ve sevgi anıtlarıdır. Buda’nın öğretilerini, beş ilkenin (4) özünü, sınırsız şefkat ve en derin bilgelikle uyanmış bir zihnin niteliklerini sembolize eden bu yapılar, budizmin ibadet merkezleridir. Hanoi kentinin en eski pagodası olan Tran Quoc on bir katmandan oluşur ve en üstte dokuz katlı beyaz bir lotus yer alır. Eski bir Çin efsanesine göre, pagodaların manevi gücü, hastaların iyileşmesi için, gerçekleri kavramak için ve düşmanlara görünmez olma yeteneği kazanmak için kullanılırmış. Saçaklar tanrıların gök katlarını temsil eder. Kulenin ortasındaki taşıyıcı sütun, yeryüzünün merkezini gökyüzüne bağlayan eksenin sembolüdür.

Resim 10. Tran Quoc Pagoda. 

Edebiyat Tapınağı

1070 yılında yapılmış olan Edebiyat Tapınağı, aynı zamanda Vietnam’ın ilk Üniversitesi ve Konfüçyüs’e adanmış bir yapılar kompleksidir. Nilüfer havuzu ile karşılandıktan sonra, avlular, sunaklar, budist heykeller, pagodalar, göletler, bahçeler, mezar taşları ve bonsailerle mistik ve huzurlu bir ortamın derinliklerinde buluyor insan kendisini. Neredeyse tamamı ahşap ve seramikten yapılmış olan Edebiyat Tapınağı’nın avlularındaki kaplumbağa heykellerinin üzerine dikilen taşlar üstün başarılar gösteren akademisyenlere adanmış. Aldıkları eğitimlerde başarılı olmuş kişilerin isimlerinin ve hayatlarının yazılı olduğu bu taşları, kaplumbağaların sonsuzluğa taşıdığına inanılıyor. Vietnamlılar için uzun yaşam, barış ve sürdürülebilirliği temsil eden kaplumbağanın kabuğu gökyüzünü, vücudu dünyayı, alt kabuğu ise yeraltı dünyasını tarifleyerek kozmik bağlantıları simgeliyor. Art arda geçitlerle ulaşılan, iç içe beş adet avlu etrafındaki ağırbaşlı yapılardan oluşan tapınak, her avluda biraz daha sukunete kavuşturarak kendi içine alıyor insanı ve adeta başka bir dünyaya götürüyor. Havuzlar ise bilginin yansımasını ve duruluğu temsil ederken, avlulara ayrı bir huzur ve dinginlik sağlıyor.

Resim 11. Edebiyat Tapınağı girişi. 
Resim 12, 13. Edebiyat Tapınağı. 
Resim 14, 15. Edebiyat Tapınağı. 

Hanoi kentinin benim için en huzurlu yeri Edebiyat Tapınağı oldu. Yapılma amacı bu sebeple mi bilmiyorum ama bende yarattığı etki ile her yapı bloğundan önce ve sonra kendimi içinde bulduğum avlular sanki biraz durmak, düşünmek, yapıların çevrelediği ortamda bilginin huzurunu içselleştirmek için birer mola yeri gibiydi. Keşke hayatı da böyle yaşayabilsek, aralarda avluya çıkar gibi durmak, düşünmek, sindirmek için; zaman, mekan ve boşluk yaratabilsek.

Resim 16. Edebiyat Tapınağı.
Resim 17. Edebiyat Tapınağı çatı kiremitleri (detay).

Hoi An

Kelime anlamı ”barış dolu” olan Hoi An  15. yy’dan 19. yy’a kadar Güney Doğu Asya’nın önemli bir ticaret limanıymış. Thu Bon Nehri boyunca sarı binaları ve sokak marketleri ile oldukça iyi korunmuş olan kent, araç trafiğine kapatılan merkezi ile yürüme mesafesi ölçeğinde. 1999 yılında, UNESCO tarafından Güneydoğu Asya ticaret limanının iyi korunmuş bir örneği olarak Dünya Mirası Listesi'ne dahil edilmiş olan kentin tarihi iki bin yıl öncesine dayanıyor. Hoi An, yerel ve yabancı etkilerin benzersiz bir karışımı olan binaları ile “yavaş şehir” kavramına oldukça uygun. İnsan kentin büyüsüne kapılıp yavaşlıyor. Koşturmak isteseniz de kent sizi durduruyor, karşınıza çıkan bir açık pazar, sokak yemekleri, rengarenk fenerler veya yürümeye doyulmaz nehir kıyısında isteseniz de hızlanamıyor, masalsı imgelerin tadını çıkarmak için yavaşlıyorsunuz. Thu Bon Nehri’ne dayanmış bu büyülü kentte, tüm sokaklar nehre paralel. İçinde su olan şehirlerin ayrı bir güzelliği olduğunu düşünürüm her zaman. O nedenle en yaşanılası kentlerde mutlaka nehir, göl veya deniz olmalı. Hoi An, aynı zamanda güzel kumaşları ve terzileriyle ün yapmış. Seçilen model ve kumaş ile sadece birkaç saat içinde her türlü kıyafet dikilmiş olarak otele gönderiliyor. Meyve, sebze satış tezgahları, hediyelik eşya bankoları ve rengarenk kağıt fenerlerin, sarı arka fon oluşturduğu cephelerle bütünleşen renk cümbüşü, kente tarihin eski dönemlerini anlatan bir tiyatro dekoru havası veriyor, gerçek ötesi bir sahne adeta.

Resim 18, 19. Hoi An.
Resim 20, 21. Hoi An.
Resim 22. Thu Bon Nehri. 

Quan Cong Tapınağı 1653 yılında, şehrin adalet, dürüstlük, sadakat ve içtenlik sembolü olduğunu göstermek için yapılmış.

Resim 23. Hoi An.
Resim 24. Hoi An pazar alanı.
Resim 25. Hoi An kağıt fenerler. 
Resim 26. Cam Pho Tapınağı. 
Resim 27. Cam Pho Tapınağı. 
Resim 28. Quan Cong Tapınağı, Hoi An. 

Hanoi ile Halong körfezi arasında yer alan Yen Duc tipik bir Vietnam tarım köyü. Geleneksel mimarisi, yaşam şekli ve pagodalarıyla hiç bozulmadan bugüne gelebilmiş olan köy, yerel halkın temel geçim kaynağı olan pirinç tarlaları ile çevrili. Efsanelerin simgesel figürleriyle bezeli tapınaklar ve pagodalar köyün en önemli yapıları. Canh Huong Tapınağı, her sene ocak ayında yerel halk için festivallere ev sahipliği yapıyor. Efsaneler, mitolojik kahramanlar, kadim inanışlar Vietnam’da her yerde karşımıza çıkıyor. Mimaride de en yaygın sembolik figürlerden olan ejderha, çatı saçaklarında sıklıkla boy gösteriyor. Batıda ejderha canavar olarak anlam bulsa da, Vietnam’da kainatın efendisidir ve kendilerinin ejderha soyundan geldiklerini anlatan mitolojileri vardır. Evreni, hayatı, güç ve varoluşu temsil eden ejderhaların sularda, gökyüzünde ve toprağın altında yaşadığına inanılır. Vietnamlılar için ejderha, halka refah sağlayan, tarım için gereken yağmurları getiren imparatorların simgesidir.

Resim 29. Canh Huong Tapınağı. 
Resim 30. Canh Huong Tapınağı. 

Ejderha gücü simgeler ve Vietnam mitolojik tarihine göre, halk bir peri kızı ile ejderhanın birleşmesinden doğmuştur. Başkent Hanoi’nin kurucusu olan hükümdar da ejderha ile ilişkilendirilir, hatta efsaneye göre ejderhanın oğludur (5). Budizm ve Taoizm inançlarının etkisini her alanda gösterdiği Vietnam’da, özellikle dini yapılarda mitolojik karakterler mutlaka yer alır.

Ha Long Körfezi

1994’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren Ha Long Körfezi, 1500 kilometrekarelik bir alanda, deniz seviyesinin yükselip alçalmasıyla zaman içinde 2000’den fazla karstik adacıktan oluşmuş. Bu eşsiz jeolojik yapıların yüzeyde görünen tepeciklerinin altında da muhteşem mağaralar yer alıyor. Körfezde bu kireçtaşı tepeciklerin arasından gemi ile yol alırken, güverteden ayrılmak, manzaranın bir anını bile kaçırmak istemiyor insan. Pasifik Okyanusu içinden adeta birer mücevher gibi yükselen adacıklarn her biri ayrı güzellikte. Ha Long Körfezi kelime anlamı olarak “alçalan ejderha” demek ve efsaneye göre: Vietnam denizden saldırıya uğrayınca imparator ejderhalardan yardım ister. Anne ejderha ağzından alevler saçtığında bu adalar oluşur ve Vietnam savaşı kazanır, ejderha da burada yaşamaya devam eder. 

Ha Long Körfezi’nde gemi ile bu irili ufaklı adacıkların arasında süzülürken, güvertedeki zamanların en unutulmazlarından biri de, sabahları güneşin doğuşuyla beraber Tai Chi yaparak güne başlamak. İlk ışıkları sadece gözle değil, ruh ve bedenle karşılamak, ahenkli hareketlerle havayı ve ışığı kucaklamak ortamın mistik havasına oldukça uygun bir başlangıç.

Resim 33. Ha Long Körfezi. 

Resim 34. Ha Long Körfezi. 

Kamboçya

Vietnam’dan sonra Kamboçya’da da yürek burkan, binlerce kişinin ölümüne neden olan olaylar silsilesini yerinde hissetmek, gezinin büyülü atmosferine  acı bir gölge düşürse de gerçekleri görmezden gelmek imkansız. Kamboçya’da yaşananlar, büyük kitleleri etkileyen en acı olaylardan biri olarak tarihte insanlığın utanç sayfalarında yerini almıştır. Kiernan’ın “Pol Pot Rejimi” kitabında, Phom Penh’in 1975’te boşaltılması ve bu esnada öğretmenler, sanatçılar ve entellektüellerden oluşan orta sınıfın neredeyse tamamını hedef alan ve öldürülmelerine neden olan tüm gerçekler gözler önüne serilir: “Toplam sayısı 70.000 olan Budist rahiplerin en az 68.000’i infaz edildi. Şehirli Çin’lilerin ise yüzde ellisi katledildi. Toplam ölü sayısı 1.67 milyon kişiyle, 7.89 milyonluk toplam nüfusun %21’i civarıdır” (6). Aslında o kadar yakın bir geçmiş ki, bu acıları yaşayan nesil şu an orta yaşlarında, acıları taze, fakat yine de kin, nefret, öfke gibi duygular hakim değil. Felsefeci yazar Keith Windschuttle’ın iddiasına göre: “Bu, oransal olarak, sadece modern zamanlarda değil belki de tüm tarihte, bir yönetimin kendi nüfusuna uyguladığı en büyük toplu katliamdır” (7).

Resim 35. Kamboçya. 

Angkor Wat

Sadece Kamboçya’da değil, belki de tüm dünyadaki şüphesiz en etkileyici yerlerden biri, adım attığım anda büyüsüne kapıldığım tapınaklar kenti: Angkor Wat. 12. yüzyılda Kral II. Suryavarman tarafından yaptırılmış, Khmer Krallığı’nın başkenti ve gücünün simgesi. Angor Wat, ilk yapıldığında Tanrı Vişnu’ya adanmış bir Hindu tapınağı iken, 13. yüzyılda Budist tapınağına çevrilmiş. 14. yüzyılda Khmer Krallığı başkentinin Phnom Penh’e taşınmasından sonra terkedilip orman tarafından sarılıp sarmalanmış olarak kalmış ve 1858’de Fransız doğa bilimci Henri Mouhot tarafından yeniden keşfedilmiş. Üzerinde toplanmış topraklar ve vahşi otlar 20. yüzyılda temizlenerek yapı günümüze dek ulaşabilmiş ve kuzeyindeki Angkor Thom Antik Şehri ile birlikte 1992 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi'ne girmiş.

Angkor Wat, Hinduizm'de Tanrıların yaşadığı yer olduğuna inanılan Meru Dağı'nı simgeleyen dağ biçimli kubbeleri ve galerili avlularıyla sadece Siem Reap için değil tüm dünya için çok önemli ve etkileyici bir yapı.

Savaşçıların ve mitolojik varlıkların heykelleriinin işlendiği taş kemerli geçitleriyle Angkor’un en etkileyici tapınaklarından biri olan Ta Prohm aynı zamanda, başrolünü  Angelina Jolie’nin oynadığı Tomb Raider filminin çekimlerine ev sahipliği yapmış.

Khmer İmparatorluğu’nun, yaklaşık 900 yıl önce Kamboçya’nın yemyeşil ormanlarının ortasında inşa ettiği  Angkor Wat kelime anlamı olarak “tapınak şehri” demek. Yapının en baskın mimari karakteristiği kademeli katmanlar üzerinde yükselen konik şekilli biri ortada, dördü köşelerde yer alan beş adet kuleden oluşmuş olması. Bu simgesel yapı kozmozu canlandırıyor; kutsal Meru Dağı’nın zirvelerini kuleler anımsatırken, dış duvar dağları, yapının çeperinde devam eden hendek ise okyanusları simgeliyor. Aslında bir Hindu tapınağı olarak inşa edilmesine rağmen, sonradan Budist tapınağa dönüştürülmüş ve bu süreçte Budist heykeller eklenmiş olsa da, dinlere gösterilen saygının nadide bir  örneği olarak Hindu dinine ait ikonografiler yıkılmadan korunmuş.

Resim 36, 37. Angkor Wat.
Resim 38, 39. Angkor Wat.
Resim 40. Angkor Wat (URL 1).

Kentin sahip olduğu rezervuar sistemi o zamanlar için önemli bir hidrolik mühendislik harikası olarak kabul edilir. Bu ağ tarafından kullanılan su, pirinç tarlalarını sulamanın yanı sıra, dünyanın en büyük sanayi öncesi kentinde yaşayanların dörtte üçünün su ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede. 

1859’da bölgeye gelerek araştırmalar yapan Fransız kaşif ve doğa Bilimci Henri Mouhot’un günlüklerinden çarpıcı bir izlenim: “Hala Angkor adını taşıyan eyalette…böylesine ihtişamlı kalıntılar…ilk bakışta derin bir hayranlıkla dolup taşan insan, bu devasa yapıtların yaratıcılarına, bu kadar medeni, bu kadar aydın, bu güçlü ırka ne hale geldiğini sormadan edemiyor?” (8). Ne tuhaf ki yaklaşık 160 yıl sonra, bugün de Kamboçya’da, insan aynı soruyu sormadan edemiyor ve elbette ki cevabın yine “batılı” ülkelerde ve politik nedenlerle olduğunu anlamak hiç de zor değil.

Resim 41. Ap Sara ilahi dansçı figürleri. 
Resim 42, 43. Ap Sara.
Resim 44. Angkor Wat, Budist rahip. 

Hindu ve Budist mitolojisinde bulutlarda ve suda yaşadığına inanılan dişi perilere Ap Sara deniyor ve çoğunlukla dans ederken görselleştiriliyorlar. İnsanın yaradılışının tanrılar (iyilik) ve şeytanlar(kötülük) süt denizinde savaşması sonucu iyliğin kazanarak gerçekleştiğine inanılıyor. Angkor Wat duvarlarında 2000’e yakın Ap Sara kabartması bulunuyor. Günümüzde Ap Sara dansının devamı için öğrenciler 9 yıl süren eğitimler alıyorlar. Bu geleneksel dansı icra edebilmek için el ve bilek hareketlerine esneklik kazandırılması ve yaklaşık 4500 figürün öğrenilmesi gerekiyor. Kamboçyalı şair Pang’ın Ap Sara’lar için 17.yy’da yazdığı şiir, dansçıların büyüleyici güzelliğini anlatır: “O zarif figürlere bakarken, göz asla yorulmaz. Ruhlar yenilenir, yürek doyar! Onlar insan eliyle yapılmadılar, o nefes alan, yaşayan güzel kadınları Tanrılar yarattılar!”

Adeta evrenin taşa işlenmiş minyatür bir replikası olan Angkor Wat, kozmik dünyanın bir temsilidir. Tapınak duvarlarındaki kabartmalar 12.yy’daki günlük hayatı tasvirler. “Su” ile kurulan ilişki yine efsanelere konu olmuş. Angkor saray süslemelerinde ve mimaride yer alan resim ve oymalarda kozmik denizin sularında yüzen deniz yılanı Ananta’nın üzerine uzanmış Tanrı Vişnu, su perileri ve diğer mitolojik karakterler yer almaktadır.

Resim 45, 46. Angkor Wat duvarlarında günlük yaşam tasvirleri. 

Tonle Sap Gölü

Siem Reap bölgesinin 17 km dışında, Güneydoğu Asya'nın en büyük tatlı su rezervi olarak bir iç okyanus gölü olan Tonle Sap Gölü 1997 yılında UNESCO tarafından Dünya Biyosfer Rezerv Alanı ilan edilmiş. Göl üzerinde yer alan “yüzen köy” Chong Khneas’ta evler, değişen su seviyesine uyum sağlayacak şekilde direkler üzerinde inşa edilmiş. Adeta birbiri içine geçmiş bu yaşam alanlarında, hangi evin nerede başlayıp nerede bittiğini kestirmek zor. Rehberimizin ifadelerinden anlıyoruz ki, aslında halk için bir önemi de yok çünkü birbirlerinin evinin içinden rahatlıkla geçiyor, sahip olduklarını paylaşarak komün yaşıyorlar. Modernitenin pompaladığı “mülk sahibi olma” kavramı burada tüm anlamını yitirmiş. Başlıca geçim kaynakları tahmin edileceği gibi tarım ve balıkçılık. Özellikle bu bölgedeki balıkçılık ülke ekonomisinde çok önemli bir yere sahip olsa da, bölge sadece ekonomik değil aynı zamanda kültürel ve tarihi öneme de sahip.

Sembollerin, inanışların, efsanelerin, mitlerin mimariyi de etkileyerek renkleri, dokuları ve figürleriyle adeta masalsı ortamlara sahne olan bu Asya şehirlerini görmek, anlamaya çalışmak sihirli bir dünyada dolaşmak gibi ve etkileyici olduğu kadar da öğretici, düşündürücü, ilham verici.

 “Gezginde tüm hazların en hassı, en incesi vardır, zira sevinci tadarken geçici olduğunu da bilir. Her çeşmeden içememesi umurunda değildir onun, bolluğa alışkındır zaten; kaybettiklerinin peşinden uzun uzun bakmaz, sevdiği her yere kök salmayı da arzulamaz” (Herman Hesse, Ağaçlar.)

Resim 47. Tonle Sap Gölü.
Resim 48. Chong Kneas Yüzen Köy.

NOTLAR VE KAYNAKÇA 

  • Tüm fotoğraflar Berna Tanverdi tarafından çekilmiştir.
  1. Auge, Mark. 1995. Non-Places, Introduction to an Anthropology of Supermodernity. London: Verso.
  2. Norberg-Shulz, Christian.1984. Genius Loci: Towards a Phenomonology of Architecture. New York: Rizzoli.
  3. Pallasma, Juhani. 2012. The Eyes of the Skin (3rd ed.). New York: John Wiley & Sons. 
  4. Budizmde beş ilke: Can almaktan kaçınmak, hırsızlık yapmamak, cinsel istismardan kaçınmak, yalan söylemekten kaçınmak, sarhoş edici maddelerden uzak durmak.
  5. Dao, Le-Na. 2018. “National Identity in Conflict: The Reconstruction of King Ly Thai To on Vietnamese Screen”. Journal of Literature and Art Studies, 8.
  6. Kiernan, Ben. 2008. The Pol Pot Regime. Race, Power and Genocide in Cambodia under the Khmer Rouge, 1975-79.
  7. Windschuttle, Keith. 2006. ‘Naom Chomsky’nin Maskesini Düşürmek’. Liberal Düşünce Dergisi. Sayı: 33.
  8. Newitz,  Annelee. 2021. Four Lost Cities. A Secret History of the Urban Age. New York: W.W. Norton & Company Inc.
  9. Başar Gezgin, Ulaş. 2021. “Vietnam’da Küreselleşme Deneyimi–Gelenek, Yenilik ve Gelecek”.
  1. Hesse, Herman. 2022. Trees: An Anthology of Writings and Paintings. Kales Press.
  2. Mouhot, Henri. 2021. Travel in the Central Parts of Indo-China, Cambodia and Laos: During the Years 1858-1860. Legare Street Press.
  3. Pallasma, Juhani. 2005. The Eyes of the Skin. John Wiley & Sons Limited.
  4. Tho, Nguyen Ngoc. 2015. “The Symbol of the Dragon and Ways to Shape Cultural Identities in Vietnam and Japan”. Harvard–Yenching Institute Working Paper Series.
  5. Windshuttle, Keith. 2006. “Noam Chomsky’nin Maskesini Düşürmek”. Liberal Düşünce Dergisi. Sayı:33.