Viyana

İlhan Kural

Arşivden: Serbest Mimar, Sayı 53 · 2024

PAYLAŞ

Viyana, kente karakterini veren Barok ve Neoklasik yapı dokusu, sarayları ve bahçeleri kadar Erken Modern’in, Art Nouevau (Jugendstil) ve güncel modern mimarinin başarılı örneklerini içinde barındıran bir şehir. Pek çok Avrupa başkentine kıyasla daha küçük olmasına karşın Viyana’yı tanımak için zaman ayırmak gerekiyor…

Resim 1. Resselpark.
Resim 2. Karlskirche Kilisesi, 1737.
Resim 3. Karlskirche Kilisesi iç mekan.

Viyana Barok, Neoklasik, Erken Modern ve Modern Mimarinin buluştuğu bir kent; sarayları, saray bahçeleri, parkları, korunmuş kent dokusu, bakımlı caddeleri, sokakları, meydanları, kiliseleri, müzeleri, yaya bölgeleri, bisikletliye ayrılmış yolları ile insanı kendine bağlayan zarif bir şehir. Ancak Paris, Londra, Moskova gibi akarsularıyla bütünleşmiş Avrupa başkentlerinin aksine, hemen yanından geçmesine karşın Tuna Nehri ile bağlantısını kuramamış, Tuna’dan kopuk bir kent.  

Resim 4. Karlsplatz Metro İstasyonu, Otto Wagner, 1899.
Resim 5. Secession Binası, Joseph Maria Olbrich, 1898.

Viyana M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren Kelt’ler tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmış. M.Ö. 15’de Romalı’ların Germanik kavimlerin saldırılarına karşı kentin surlarını güçlendirdiğini biliyoruz. M.S. 976’da I. Leopold Babenburg Avusturya Dükalığı’nın temellerini atıyor; 1145’de Viyana, dükalığın başkenti oluyor. 1440’dan sonra Habsburg Hanedanı’nın merkezi olan Viyana, 800-1806 yılları arasında Kutsal Roma İmparatorluğu’nun resmi başkenti olarak kalıyor. 18. yüzyılın sonu, 19. yüzyıl başlarında kent, Haydn, Mozart, Beethoven gibi bestecilerin başlattığı Birinci Viyana Müzik Okulu’nun merkezi haline geliyor. 19. yüzyılda Viyana dramatik bir büyüme gösteriyor; iç kenti çevreleyen Ringstrasse Bulvarı’nın yapımı ile Viyana’nın en eski ve prestijli yerleşim bölgesi daha tanımlı bir hale geliyor.

Resim 6. Majolikahaus, Otto Wagner, 1899.
Resim 7. Medallionhaus, Otto Wagner, 1899.
Resim 8, 9. Köşe mimarisi.

Viyana, 1918’de, I. Dünya Savaşı’nın bitiminde, önce Alman-Avusturya Cumhuriyeti, ardından 1919’da Avusturya Cumhuriyeti’nin başkenti oldu. 19. yüzyıl sonlarından 1938’e kadar kent, kültürün ve sanatta Erken Modernizm’in başkenti haline geldi. Mimar Otto Wagner’in öncülüğünü yaptığı Art Nouveau (Jugendstil) akımı; Gustav Klimt, Joseph Maria Olbrich, Josef Hoffman, Koloman Moser ve Egon Schiele’in başlattığı Secession Hareketi; müzikte Brahms, Brückner, Mahler, Richard Strauss;  İkinci Müzik Okulu’nun temsilcileri Shoenberg, Webern ve Berg; psikoanalizde Sigmund Freud, mimar Adolf Loos ve felsefede Wittgenstein; hepsi yaşanan kültür devriminin temsilcileri oldular. Viyana bu dönemde Adolf Hitler, Leon Trotsky, Josip Broz Tito ve Joseph Stalin gibi tarihin seyrini değiştirecek kişileri de misafir etti.

Resim 10. Museums Quartier, MUMOK’a bakış (2001).
Resim 11. Museums Quartier, Leopold Müzesi, 2001.

Barok, Art Nouveau ve Secession gibi akımların yanında modern mimarinin de en güncel örneklerini görebileceğiniz bir başkent Viyana. İki günü kısmen yolda geçen beş günlük bir gezide Viyana’nın tümünü görmek zaten olanaklı değildi; bu nedenle daha kısıtlı bir program içinde kaldık, tabir caizse “nokta atışı” yaptık!

Resim 12. Leopold Müzesi, Gustav Klimt’i tanıtıcı pano.
Resim 13. Leopold Müzesi, Çatal bıçak takımı, Josef Hoffmann, 1907.

Viyana’nın içinde İngiliz bahçe peyzajı ilkeleri ile tasarlanmış pek çok park var.  Bunlardan birisi olan Resselpark, formel olmayan tasarımı ve içinde barındırdığı farklı park işlevleri ile kente soluk veren dış mekanlardan birisi (Resim 1). Resselpark iki önemli yapıya komşuluk yapıyor: Bunlardan biri Karlskirche; 1737 yılında yapımı tamamlanan kilise, Resselpark’a verdiği cephe ile parkı güneydoğu yönünde tanımlıyor. Yapı, Viyana’daki Barok mimarinin belki de en zengin ve güzel iç mekanlarından birisine sahip (Resim 2, Resim 3). 

Resim 14. Burggarten, Mozart Heykeli. 
Resim 15. Burggarten Parkı, sağda Hofburg Sarayı.

Resselpark’ın kuzeyinde Otto Wagner’in baş yapıtlarından Karlsplatz Metro İstasyonu yer alıyor.  Viyana’nın Metropoliten ulaşım ağı planlamasının sorumlusu olan Wagner, Art Nouveau’nun en bilinen örneklerinden olan ve zerafeti, süslemeleri, oranları ile kentte bir mücevher gibi parlayan bu pavyon ile birlikte metro istasyonlarının tasarımını da üstlenmiş. 1899’da hizmete açılan istasyonun 1981’de kent ulaşım sisteminin yenilenmesi sırasında yıkılması söz konusu olmuş, ancak kamuoyunun şiddetli muhalefeti karşısında yıkımdan vazgeçilmiş; yapı sökülüp restore edilmiş ve mevcut yerinde, oturduğu kot yükseltilerek yeniden kullanıma açılmış (Resim 4).  

Resim 16. Brasserie Palmenhaus, 1822.
Resim 17. Brasserie Palmenhaus, iç mekan.
Resim 18. Viyana Operası, 1869.
Resim 19. Graben yaya sokağı.

Viyana halkının mimari miraslarına olan duyarlılığı ve onu sahiplenmesi yanında, kenti yönetenlerin de bu duyarlılığa sessiz kalmamaları ne kadar özlediğimiz bir davranış…

Parkın öbür ucunda, Wiedner Hauptstrasse’nin batısında kalan adada bir başka önemli yapı yer alıyor.  1897’de, Otto Wagner’in yanında çalışan genç bir mimar olan Joseph Maria Olbrich tarafından Secession grubunun sergi binası olarak tasarlanan Secession Binası (belediye tarafından zamanın sanat normlarına aykırı bulunduğu gerekçesi ile) ancak 10 yıllık bir süre için izin alabilmiş. İçinde Gustav Klimt’in ünlü Beethoven Frizi’nin de bulunduğu yapı günümüzde müze olarak işlevini sürdürüyor. Secession Binası, altın kaplamalı yaprak motiflerinin süslediği kubbesi ile her taraftan kolayca görülebilen bir baş yapıt (Resim 5).

Resim 20. Stephansplatz, Haas Haus, Hans Hollein, 1985-1990.
Resim 21. Albertina Müzesi giriş kanopisi, Hans Hollein, 2003.

Secession Binası’nın önünden güney batıya uzanan Linke Wiezeile Bulvarı’nın üstünde iki önemli Otto Wagner apartmanı yan yana yer alıyor: Majolika-Haus ve Linke Wiezeile 38. 1899 yılında yapılan bu yapıların üzerlerindeki süslemeler dikkati çekiyor; Majolika-Haus’un cephesi çiçek motifli kalay sırlı seramiklerle bezenmiş; hemen yanındaki Linke Wiezeile 38’in cephesinde ise Wagner altın varaklı madalyon süslemelerini tercih etmiş (Resim 6, Resim 7).

Viyana sokaklarını tanımlayan yapılar, genellikle neo klasik tarzı yansıtıyor; yapı adalarının köşe binalarında köşe dönmelerine özel bir önem verilip vurgulandığını gözlemliyoruz. Tüm Viyana’da, ama özellikle Linke Wiezeile Bulvarı’na paralel giden ve önemli bir alışveriş caddesi olan Margaretenstrasse üzerinde bu örüntünün güzel örneklerini görmek mümkün (Resim 8, Resim 9).

Viyana, tarihi boyunca iç kentten dışarı doğru radyal bir formda büyümüş. İç kentin sınırlarını tanımlayan Ringstrasse’nin dışında ikinci bir ring daha var. İç kentiin güneybatısında, dış ringin parçası olan Museumplatz’ın güneyinde, özellikle sanat müzelerinin olduğu Museums Quartier yer alıyor.  Museums Quartier’in iç avlusundan başlayarak kentin geometrik merkezine giden bir aksın etrafında diğer büyük müzeler de sıralanmış (Doğa Tarihi, Sanat Tarihi Müzeleri gibi). Viyana, kentin içinde müzelere özel bir bölge ayrılması açısından, önemli müzelerini Spree Nehri üzerindeki bir adada toplayan Berlin’e de benziyor (Museum Island).  

Museums Quartier’i oluşturan ince, uzun avlu etrafında iki önemli modern sanat müzesi yer alıyor: Leopold Museum ve MUMOK (Museum Moderner Kunst)(Resim 10). Leopold Müzesi Viyana’da 19. yüzyılda gelişen Jugendstil, Secession, Art Nouveau ve Dışavurumculuk gibi akımlara ve bu akımların ana sanatçı figürlerine (Egon Schiele, Gustav Klimt, Oskar Kokoschka, Josef Hoffmann) ayrılmış (Gustav Klimt’in eserlerinin önemli bir kısmı ayrı bir müzede sergileniyor)(Resim 11,Resim 12, Resim 13). MUMOK ise modern sanata ayrılmış; güncel akımları ve sanatçıları bu sergi binasında takip etmek olası. Bunlardan Leopold Museum, plan olarak MUMOK’a göre daha başarılı; yapının ortasındaki ölçülü atrium, tepeden de ışık alan, girişte hem dağılım noktası, hem de dinlenme alanı olarak işlevini iyi görüyor. Sergileme alanlarını yarım katlarda çözen MUMOK, özellikle engelliler için sıkıntılı; devamlı olarak yarım katlara merdivenle ulaşmak durumunda kalınıyor veyahut asansörlerle yine yarım kat inme veya çıkma durumu oluyor.

Müzelerden kuzeye doğru yürürseniz önce içinde Wolfgang Amadeus Mozart’ın heykelinin de bulunduğu Burggarten Park’a ulaşıyorsunuz. Bu park da Resselpark gibi İngiliz peyzaj anlayışında tasarlanmış (Resim 14, Resim 15). Parkı kuzeybatıdan Hofburg Sarayı ve kuzey doğudan da Palmenhaus Serası çevreliyor. Bugünkü adıyla Brasseire Palmenhaus olan yapı, Hofburg Sarayı’nın özel serası olarak 1822’de yapılmış, ancak günümüzdeki halini 1902’de mimar Friedrich Ohmann’ın yenilemesiyle almış. En son 1998’de restore edilen ve 2000 metrekareyi bulan sera, günümüzde işlevini Viyana’nın önemli bir café/restoranı olarak sürdürüyor (Resim 16, Resim 17).

Burggarten’in doğusunda opera binası (Resim 18) ve kentin en önemli yaya bölgesini oluşturan alışveriş caddesi Karntner Strasse yer alıyor.  Kuzeye doğru yürürseniz Stephansplatz Meydanı’na varıyorsunuz. Meydanın çevresi ve özellikle Graben Caddesi’nin çevresi tamamen yayalaştırılmış bölge içinde yer alıyor (Resim 19). 1985 Pritzker Ödülü’nün sahibi Avusturyalı mimar Hans Hollein’ın Haas Haus yapısı da burada. Post Modern mimarisi ile çevresine  uyum sağlamasını beklemeyeceğiniz bir yapı olmasına karşın, bağlamı içinde hiç de aykırı durmuyor (Resim 20). Hollein’ın kente bir diğer önemli katkısı, Viyana’nın dünyaca önemli Albertina Müzesi’nin sokak bağlantısını sağlayan yeni girişi ve üstüne tasarladığı görkemli konsol kanopi ile altında müzeye kazandırdığı yeni mekanlar (Resim 21).
Resim 24. Gazometre yapıları.

Kohlmarkt sokağından güneye inince sizi Michaelerplatz Meydanı karşılıyor. 13. yüzyılda yapımına başlanan, yüzyıllar içinde genişleyen ve günümüzde Avusturya Cumhurbaşkanı’nın ofisi olarak da işlevini sürdüren Hofburg Sarayı’nın bir parçası olan St. Michael kanadının kemerli girişi bu meydana bakıyor (Resim 22). Girişin tam karşısında mimar Adolf Loos’un en önemli yapılarından olan ve Looshaus olarak da bilinen Goldman and Salatsch binası ile karşılaşıyorsunuz. Modern mimarinin işlevselci yaklaşımını benimseyen ve süslemeyi reddeden Loos’un 1911’de inşa edilen bu yalın yapısı, zamanında çok zor kabul görmüş ve ancak pencerelerin altına çiçek saksıları koymak suretiyle belediyeden gerekli izinler alınabilmiş. Cephede görülen ve taşıyıcı işlevi olmayan sembolik mermer kolonlar, St. Michael Kilisesi’nin portikosuna gönderme yapmakta (Resim 23).

Resim 25. Gazometre A Blok AVM, Jean Nouvel.
Resim 26. Gazometre B Blok, Coop Himmelblau.

Viyana’nın gayet net ve kolay anlaşılır bir kamu ulaşım ağı mevcut. Beş tane metro hattı var (U-Bahn), tramvay ve otobüs şebekeleri de bu ağa bağlanınca her yere ulaşmak son derece rahat. Bu sayede hem merkezden ve hem de birbirlerinden uzakta olan ve seyahatim sırasında görmeyi planladığım iki yapı grubuna ulaşabildim.

1896-1899 yılları arasında Viyana’nın havagazı ihtiyacını karşılamak üzere gaz deposu olarak inşa edilen dört adet gazometre yapısı kentin doğusunda yer alıyor ve ulaşım metro ile sağlanıyor.  Zamanla işlevlerini yitiren bu strüktürlerin 1984 yılında kullanımlarına son verilmiş. Gazometreler kapatıldıktan sonra içlerindeki tüm tesisat boşaltılmış, geriye sadece yığma tuğladan yapılmış silindirik kabukları kalmış (Resim 24). Koruma kapsamına alınan ve uzunca bir süre kültürel etkinliklerde kullanılan yapılar için 1995 yılında bir mimari yarışma düzenlenmiş. Restorasyon ve yeniden işlevlendirme amaçlı yarışmayı Jean Nouvel, Coop Himmelb(l)au, Manfred Wehdorn ve Wilhelm Holzbauer kazanmış. Toplamda 36,900 m²’yi bulan ve kendine yeterli bir kompleks olarak programlanan gazometre yapılarında konutlar, alışveriş merkezi, Viyana kent arşivi, sağlık tesisleri, öğrenci yurdu, sinema ve bir konser salonu mevcut. Giriş katı ve alt kotlarda alışveriş ve ticarethaneler, üstlerde ise ofisler ve konut üniteleri yer alıyor (Resim 25). 

Resim 27. Gazometre B Blok, konferans katı planı.
Resim 28. Gazometre B Blok, konut katı planı.
Resim 29. Gazometre B Blok, kesit

3 Nolu U-Bahn hattı doğrudan Jean Nouvel’in tasarımı olan Gazometre A’nın giriş kapısı önünden yapıya bağlanıyor; bu da hem ulaşımın rahatlığını, hem de kentle olan ilişkinin güçlü olmasını sağlıyor.  Yarı endüstriyel bir alan içinde olmasına karşın, proje başarılı olmuş gibi gözüküyor;  zaten hemen yakın çevrede de canlı bir sosyal hayat başlamış. Gazometrelerin içindeki dükkanlar, cafeler, lokantalar da çok canlı. 

Gazometreler, iç içe iki bağımsız yapıdan oluşuyor.  Hem dıştaki mevcut yapıyı güçlendirmek, hem de iç kısımda, dış yapıdan bağımsız olarak tasarlanan yeni ilavelere bağlantı sağlayabilmek amacı ile dıştaki orijinal yığma yapılara betonarme kuşaklar eklenmiş. Tasarımını Coop Himmelb(l)au’nun üstlendiği Gazometre B yapısında, mevcut silindirik strüktüre ilaveten tuğla yapının dışında, tuğla yapıdan bağımsız ve ona hava köprüleri ile bağlanan cam bir blok ilave edilmiş. Firmanın karakteristik mimari tarzını yansıtan geometrisiyle bu cam kütle, konut sayısının artmasını da sağlamış (Resim 26, Resim 27, Resim 28, Resim 29). 

Resim 30. Wirtschafts Universitat yaya allesi.

Kullanım dışı kalmış 19. yüzyıl gazometreleri’nin hayata tekrar nasıl kazandırıldığını ve bu girişimin ne kadar başarılı olduğunu gördükten sonra insan Türkiye’deki hoyratlığı, savurganlığı ve kültürel mirasın yok edilişini üzüntü ve kızgınlıkla anımsıyor; gözümüz gibi bakıp korumamız gereken modern mimarimizin fütursuzca yok edilişini hazmedemiyor…

Resim 31. D1 Binası Konferans Merkezi, BUSarchitectur.

Viyana’da bir diğer görmek istediğim yapı, Zaha Hadid’in Viyana Ekonomi ve İş İdaresi Üniversitesi (Wirtschafts Universitat Wien) yerleşkesinde yer alan kütüphane ve öğrenim merkeziydi. Yerleşke kent içinde yer alıyor ve 2 nolu U-Bahn ile ulaşılıyor. Tanınmış mimarlık bürolarının yapılarının şekillendirdiği kampüs, çizgisel bir yaya omurgası üzerine yerleşmiş ve çoğunluğu yine çizgisel tasarlanmış modern yapılardan oluşuyor (Resim 30). D1 Eğitim ve Konferans Merkezi yapısının mimarı BUSarchitectur. Yapı 34,000 m²’ lik bir alana sahip. İçinde seminer odaları ve konferans salonları yer alıyor. Cephe tümüyle corten çelik ile kaplı (Resim 31, Resim 32). D2 Öğrenci Merkezi’nin mimarı Atelier Hitoshi Abe; 23,000m²’lik yapı öğrencilere ve kısmen de akademik personelin odalarına ayrılmış (Resim 33). D3 İdare Binası rektörlük ofisleri, hukuk kütüphanesi, çalışma mekanları, seminer ve konferans odalarını içeriyor. Mimarları Peter Cook ve CRABstudio (Resim 34). D4 Sosyal Bilimler Binası’nın mimarı Estudio Carme Pinos S.L (Resim 35).

Resim 33. D2 Binası Öğrenci Merkezi, Atelier Hitoshi Abe.
Resim 34. D3 Binası İdare, Peter Cook/CRABStudio.
Resim 35. D4 Binası, Estudio Carme Pinos S.L.

Zaha Hadid’in tasarladığı ve Avusturya’nın en büyük ekonomi ve iş idaresi kütüphanesi olan kütüphane ve öğrenim merkezi yapısı, güçlü plastiği ve uzaktan algılanan ikonik konsolu ile tam bir “tour de force” (Resim 36). Yumuşak akan hatlardan oluşan dış cephelerde fiberle güçlendirilmiş renk katkılı beton kullanılmış. Yapının içindeki farklı program bölgelerini ifade eden segmentler cephelerde cam yüzeylerle birbirinden ayrılmış; koyu antrasit renkli yüzeyler kütüphane işlevini, açık renkli bölümler ise öğrencilerin çalışma alanlarını. idari ofisleri ve servis bölümlerini ifade ediyor (Resim 37).

Resim 36. Kütüphane ve Öğrenci Merkezi, Zaha Hadid
Resim 37. Kütüphane ve Öğrenci Merkezi.

Kütüphanenin içine girerken nispeten alçak bir vestibülden geçiyorsunuz; girdikten sonra karşınıza çıkan mekan büyüleyici bir atrium. Yapının ana kamusal meydanı olarak ifade edilen bu atriumu üst kotlara bağlayan ve iki taraftan sarmalayan yumuşak hatlı rampa, üstten orta boşluğu tarifleyen koridorlar ve kapalı mekanlarla bütünleşip plastiği çok güçlü bir mekan olgusunu yaratıyor (Resim 38). Üniversite bünyesinde “Forum” olarak da adlandırılan bu mekan, diploma törenlerine, tanıtım programlarına, sergilere ve hatta küçük çaplı fuarlara ev sahipliği yapıyor (Resim 39, Resim 40).  

Resim 38. Kütüphane ve Öğrenci Merkezi, giriş atriumu.
Resim 39. Kütüphane ve Öğrenci Merkezi, merdiven.

Kütüphane binası, güçlü plastiği ve mükemmel iç mekan kurgusunun yanısıra, kullanılan renklerin ve malzemenin seçimi, detaylarda gösterilen hassasiyet, yapının tümünde görülen yüksek arkitektonik kalitenin iç mekanın doğal aydınlatmasında da devam etmesi gibi özellikleri nedeniyle görülmesi gereken usta işi bir yapı. Zaha Hadid’in yapılarını gerçek hayatta algılamanın, fotoğraflarında aksettirdiğinden çok daha etkileyici olduğu kesin (Resim 41, Resim 42).

Resim 40. Kütüphane ve Öğrenci Merkezi, üstten atrium’a bakış.
Resim 41. Kütüphane ve Öğrenci Merkezi, giriş katı planı.
Resim 42. Kütüphane ve Öğrenci Merkezi, girişten kesit. 

Viyana’da görülmesi gereken çok yer var; özellikle emperyal mimarinin saraylarını ve bahçelerini görmek önemli; bunun yanısıra diğer müzeleri görmek için de zaman ayırmak şart. Bizim ayırdığımızdan daha uzun bir süreyi ayırmaları gerekiyor Viyana’ya gideceklerin; ayırdıkları zamana değecektir, buna kuşku yok…