Hakan Keleş: "Mimarlık eğitimi hem düşünsel dünyanızda hem de bedensel becerilerinizde o kadar çok kas üretiyor ki, bu becerilerin herhangi bir disiplinde işe yaramama ihtimali yok."

Söyleşi: Osman Tutal

Arşivden: Serbest Mimar, Sayı 50 · 2023

PAYLAŞ

 SerbestMİMAR Yayın Komisyonu Üyelerimizden Prof. Dr. Osman Tutal; 2008-2009 eğitim öğretim yılında Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun olan yüksek lisansını Prof. Dr. Arda İnceoğlu ile “Mizah Dergilerinde Erken Cumhuriyet Dönemi Kenti” başlıklı teziyle ve doktorasını Prof. Dr. Berna Üstün ile “Mimari Tasarlama Yaklaşımı Olarak Anlatıyı Araçsallaştırmak” isimli teziyle tamamlayan Hakan Keleş ile mimarlık dışındaki ilgi alanlarını, akademik hayatının içinde yer alan Lilliput temelli çizimlerini ve çizimlerin hikayesini ve geleceğini konuştu. 

Osman Tutal: Bu görüşme her ne kadar mimar akademisyen kimliğinizden daha çok çizer kimliğinize odaklansa da öncelikle mimarlık mesleğine olan ilginiz nasıl ortaya çıktı? Mimarlık eğitimi almaya nasıl karar verdiniz? 

Hakan Keleş: Meslek olarak mimarlıkla olan ilişkim biraz bilinçsizce başladı aslında. İlkokul döneminden beri çizgiye ve çizmeye meraklıydım. Aynı zamanda 3 boyutlu düşünmeye de eğilimim vardı denilebilir. Gazetelerin verdiği papercraft -kes yapıştır- maketlerin hemen hepsini kupon toplayarak alır ve günlerce uğraşarak inşa ederdim. Bunun yanında mahalle kültürünün uzantısı olarak sokakta oynadığımız oyunların daha yaratıcı ve “maker” tandanslı olanlarını severdim. Fakat ortaokul yıllarında mizah dergileriyle tanışınca diğer hepsi bir anda önemini yitirdi. Tek amacım mizah dergilerinde karikatür ve çizgi roman yapmaya indirgendi yıllarca. Güzel sanatlar okuyarak bu mesleği icra etmek istesem de, mühendis ya da doktor olmamı isteyen ailemle orta bir yol bulduk ve mimarlık okumaya karar verdim. Özellikle eğitiminin ilk yıllarında çok zorlandığımı söylemeliyim. Karikatürün kuralsız, haşarı ve anarşist yaratıcılığına karşı tasarım eğitiminin sistematik ve tüm sorulara yanıt veren yaratıcılığı başlarda çelişkiler yaşamama neden oldu. Fakat son sınıfa doğru artık yaratıcı pratiklerin tümünde ortak noktalar bulmaya ve disiplinler arası düşünebilmeye başladım. Bu da artık mesleğim olan mimarlığa her geçen gün çok daha saygı duymamı sağladı.

OT: Yaratıcı pratiklerin tümünde ortak noktalar bulmaya başladıktan sonra mezuniyet ve sonrası sizin için farklı bir dönem başlıyor. Mimarlık Bölümü’nden mezun olduktan sonra akademik hayata dahil olmanızı sağlayan nedenleri ya da akademisyen mimar tercihinizi açıklayabilir misiniz? 

HK: Üniversite yılları ilerledikçe mimarlığa alışmış hatta işin düşünsel tarafından daha keyif alır halde bulmuştum kendimi. Ülkedeki inşaat ve mimarlık piyasasını da tanıdıkça oralarda yapamayacağımın sezgisi gelmeye başlamıştı. Özellikle disiplinlerarası düşünme yatkınlığı beni akademisyen olmaya yönlendirdi diyebilirim. İzlediğim filmlerin, dinlediğim müziklerin, okuduğum çizgi romanların mimarlık ve tasarımla ilişkisini sorguladıkça çok fazla veri akışı olduğunu gördüm ve akademide kalmaya karar verdim. Tabi bu kararda mezun olduktan sonra 1 yıl özel sektörde çalışmış olmamın da etkisi var. Birçok yeni mezundan farklı olarak tasarım bile yapabildiğim, fena olmayan bir pozisyonda bile mutlu olmadığımı görünce ilk fırsatta akademiye girmenin yollarını aramaya başladım. Bir diğer sebep de artık sadece karikatür çizerek ya da çizgi roman yaparak hayatımı kazanamayacağımın bilincinin oturmasıdır diyebilirim. Hem teori hem pratik anlamında, uğraştığım ve kafa yorduğum bütün meseleleri akademide tartışmak ve ürünleştirmek doğru karardı ve bugün bu düşüncem daha da pekişmiş durumda.

OT: Mimarlık disiplini ile çizer kimliğiniz şüphesiz birbirini besliyor. Pratikte birbiriyle hiç ilişki kuramayacağımız disiplinler de var. Şüphesiz hemen hepsi ilgi ve beceri gerektiriyor. Mimar olmasaydınız da çizer olur muydunuz yoksa mimarlık bu yönünüzü geliştirdi mi? 

HK: Mimar olmasaydım muhtemelen güzel sanatlar okur bir şekilde animasyon ya da video oyunu sektörlerinde girmeye çalışırdım gibi geliyor. Fakat şu anda bu alanlarda da bir şeyler yapan biri olarak, mimarlık formasyonu olmadan o işlerde çalışsam şu anki kadar geniş bakamazdım buna eminim. Mimarlık eğitimi hem düşünsel dünyanızda hem de bedensel becerilerinizde o kadar çok kas üretiyor ki, bu becerilerin herhangi bir disiplinde işe yaramama ihtimali yok. Eğitim, görsel ve fiziksel bir temsil evreni üzerine kurulduğu için zaten çizme ve yapma konusunda gelişiyorsunuz. Aynı zamanda teori üretme, problem çözme, öz disiplin, kolektif çalışma gibi kişisel gelişim parametrelerini de besliyor. (Bu varsayım tabi ki öğrencinin asgari düzeyde bu eğitimden beslendiği bir senaryoda anlamlı) Fakat kendi adıma, mimarlık eğitiminin şu an yaptığım diğer işleri doğrudan beslediğini hatta onlara kaynaklık ettiğini söyleyebilirim. 

OT: Çizimlerinizin kahramanı olan Lilliput’lar nasıl ortaya çıktı? Bu ismi nasıl aldı? Kim bunlar? 

HK: Lilliput Serisi 2017 yılında Eskişehir’de sokakta beklerken çizdiğim bir eskizden ortaya çıktı. Hatboyu’nda çektiğim bir fotoğrafa iki tane yüksek yapının arasından etrafı izleyen dev bir karakter çizdim ve o zaman kız arkadaşım şimdi eşim olan Burcu’ya gösterdim. Henüz yeni Instagram hesabı açmıştım ve ara ara birşeyler karalayıp yüklemek hoşuma gidiyordu. Burcu ve oradaki diğer arkadaşlarımdan pozitif yorumlar gelince birkaç tane daha yaptım yavaş yavaş serinin omurgası oluşmaya başladı. 5. ya da 6. çalışmanın altına Osman Şişman dev karakterlerden dolayı “Lilliput Serisi” yakıştırmasını yapınca isim de konulmuş oldu. Gulliver’in gezilerinde cücelerin yaşadığı kentin adı Lilliput olduğu için, çizdiğim karakterler Gulliver, bizler de Lilliputlular oluyoruz aslında. Aslında kent fotoğrafı çekmek de hoşuma gidiyordu, üzerine dev karakterler çizince de iki mecrayı bir şekilde kaynaştırmış oldum. 

OT: Genellikle görseller içine yerleştirdiğiniz ve lilliput olarak isimlendirdiğiniz karakterlerle tanımladığınız çizimler medyada illüstrasyon, karikatür vb. olarak tanımlanıyor. Siz çizimlerinizi ne olarak adlandırıyorsunuz? Bunlar illüstrasyon mu? Karikatür mü? Ya da sizin belirlediğiniz özel bir ismi var mı? 

HK: Ben karikatürle çizerlik pratiğimi geliştirdiğim için hala karakterlerim karikatür tiplemeler oluyor o yüzden karikatür denilebilir. İllüstrasyon da doğru bir tanımlama. Aslında bu akışkan ve üretim çeşitliliğinin çok fazla olduğu zamanda bir tanım yapmak zor. Ama ben teknik olarak bahsederken “dijital foto/illüstrasyon” diyorum.

OT: Çalışmalarınızda yaygın bir şekilde Lilliputları mimarlıkla da ilişkili olarak farklı mekanlarla birlikte sunuyorsunuz. Bu tavrınız mimar olmanızdan mı kaynaklanıyor yoksa gündelik yaşama ev sahipliği yapan mekanlarla bütünleşme zaten gündemi ifade etmenizi mi kolaylaştırıyor? Bir başka deyişle mimarlıkla Lilliput pratikleri nasıl kesişiyor? 

HK: Mimar olmasam Lilliput Serisi diye bir ürün çıkmazdı sanıyorum. Dünyada gerçek fotoğraf üzerine illüstrasyon çizen epey bir insan var. Fakat çoğu fotoğrafın içerdiği mekanı değil fotoğrafın kendi grafik niteliğini baz alarak çiziyorlar. Benim çalışmalarımda tüm karakterler fiziksel olarak oraya yerleşmiş şekilde, o gerçeklik evreninin bir parçası olarak bulunuyorlar. Dolayısıyla mimarlık ve mekan bu serinin aslında ortaya çıkma amacı gibi bir şey. Bu serinin 2020 yılında “lilliputlar:Devcücekentler” olarak yayınlanan kitabının içeriği de buna göre kuruldu. Farklı kategorilerde iş üretiyorum ama hepsi de fiziksel mekan ve mimarlıkla doğrudan ilişkili. Örneğin “#lilliputgündelik”; gündelik yaşamda kentte sokakta karşılaştığımız insanların bulundukları mekanla ilişkisini büyüterek anlatıyor. “#lilliputnostaljik”, yine o fiziksel mekanda önceden yaşadığını varsaydığımız insanları bugünde temsil ediyor. “#lilliputbilindik”, popüler kültür ya da sanat dünyasından tanıdığımız insanları yine ilişkili oldukları mekanlarda dev olarak resmediyor gibi. Formun kendisi zaten mekandan bağımsız bir şey üretmenizi engelliyor çünkü ilişkisiz mekan/karakter eşleşmeleri mantık hatası yarattığından ilgi çekici de olmuyor. 

OT: Şüphesiz Lilliputlar yer aldıkları görseller içinde izleyiciye de önemli mesajlar veriyor. Lilliput karakterlerini nasıl oluşturuyorsunuz? Lilliputlar gündemle nasıl buluşuyor ya da lilliputlar aracılığıyla ne tür mesajlar veriyorsunuz?  

HK: Bu zaman içinde değişken bir hal aldı diyebilirim. İlk zamanlar fotoğraf daha baskın bir unsurdu ve özellikle Eskişehir’de çektiğim fotoğraflara uygun karakterleri yerleştiriyordum. Zamanla başka potansiyeller keşfettiğim için yöntemim de değişti. Sosyal medyada görünürlüğün artmasının da bunda etkisi var. Ülkenin özellikle kent ve mimarlık konularında gündemi çok sık değişiyor. Örneğin o kadar kötü ve karikatürize projeler yapılıyor ki, sosyal medyada bir anda alay konusu oluyor. Mimarlık ve kentle ilişkili böyle gündemlerde mutlaka o projeyi ya da mekanı fon alan çalışma üretmeye çalışıyorum. Böylece hem konuyu yorumlayarak bir mimarın gözünden iletmiş oluyorum, hem de insanların yorum yaparak tartışmayı derinleştirmesine katkı koyuyorum (ya da öyle umuyorum diyelim). Bu yalnızca kent ve mimarlık gündemlerinde de olmuyor tabi, ülke siyaseti ya da ekonomisiyle ilgili herkesi etkileyen konularda ya da pandemi, yangın, deprem gibi kolektif travmalarda da kendi stilimde ve mimar bakışıyla iş üretmeye çalışıyorum. Bu tarz çalışmalarda içeriğin iletisi/mesajı önemli tabi ki fakat önceliğim kendimi rahatlatmak ve gündemin yarattığı stresi sağaltmak oluyor diyebilirim.  

OT: Şu ana kadar kaç Lilliput karakteri çiziminiz var? Kitabınızda bütün çizimleriniz yer alıyor mu? Çizimler biriktikçe bir kitap daha mı çıkacak, Lilliputların geleceği nasıl olacak? 

HK: Toplamda kaç çalışma ürettiğimi bilmiyorum ama kitapta 200 civarı illüstrasyon mevcut. Çoğu sosyal medyada zaten yayınladığım işler ama kitaba özgü olarak ürettiklerim de var. 2020’den bu yana da epey bir çalışma yapmışımdır fakat yeni bir kitap fikrim yok şimdilik. Aslında bir süredir kısa animasyonlarla da stilimi genişletmeye çalışıyorum. Bir dönem “antimimar” diye bir karakterin, Türkiye’deki kent suçu olarak görülen yapıları yok ettiği bir seri kısa animasyon yaptım. Açıkçası bir süredir bir yaratıcılık krizi yaşadığım da söylenebilir. Çünkü konu artık benim ne yapmak istediğimden çıkıp, sosyal medyanın ne istediğine indirgendi ve bu beni epey kısıtlıyor. Animasyona daha fazla ağırlık vermek istiyorum, yine kent ve mimarlık temalarından beslenmek istiyorum ama yeni omurgayı henüz oluşturabildiğim söylenemez. 

OT: Bu keyifli söyleşi için Serbest MİMAR Dergisi adına çok teşekkür ederim.